Saat 08.45’ti. Korsika’daki Bastia-Borgo Hava Üssü’nde iki motorlu bir P-38 Lightning kalkış için hazırlanıyordu. Kokpitte yalnızca bir askeri pilot değil, dünyanın yıllar sonra Küçük Prens ile hatırlayacağı Antoine de Saint-Exupery vardı.
44 yaşındaki Fransız yazarın görevi, yaklaşan Güney Fransa çıkarması öncesinde Rhone Vadisi, Annecy ve Provence çevresindeki Alman birliklerini fotoğraflamaktı. Kullandığı F-5B, P-38 Lightning’in silahları çıkarılmış ve yerine kameralar yerleştirilmiş keşif modeliydi. Saint-Exupery düşmanla savaşmak için değil, gökyüzünden bilgi toplamak için havalanmıştı.
Dönmeyen Uçak
Görev birkaç saat sürecekti. Ancak beklenen dönüş saati geçtiğinde pistte Saint-Exupery’nin uçağından hala iz yoktu.
Radar ekranında son kez görülen P-38, Akdeniz üzerinde kaybolmuştu. Herhangi bir yardım çağrısı alınmamış, denizde enkaz veya yağ tabakası görülmemişti. Uçak ve pilotu sanki gökyüzünün içinde sessizce yok olmuştu.
Arama çalışmaları sonuç vermedi. Saint-Exupery kayıp ilan edildi. Ne bedeni bulundu ne de uçağın nerede düştüğü belirlenebildi.
Böylece havacılık tarihinin en uzun süren gizemlerinden biri başladı.

Kaza mı, Düşman Ateşi mi?
Saint-Exupery’nin son uçuşuyla ilgili yıllar boyunca farklı teoriler ortaya atıldı. Uçağın teknik arıza nedeniyle düşmüş olabileceği, pilotun yüksek irtifada bilincini kaybettiği veya bir Alman savaş uçağı tarafından vurulduğu ileri sürüldü.
2008’de eski Luftwaffe pilotu Horst Rippert, Marsilya açıklarında bir P-38’i vurduğunu ve pilotun Saint-Exupéry olduğunu sonradan öğrendiğini iddia etti. Ancak bu anlatımı doğrulayacak kesin bir uçuş kaydı veya fiziksel kanıt bulunamadı.
Enkaz üzerinde yapılan incelemeler de uçağın vurulduğunu kanıtlayan belirgin bir mermi izi ortaya koymadı. Bu nedenle Saint-Exupéry’nin nasıl öldüğü bugün hâlâ kesin olarak bilinmiyor.
Denizden Gelen İlk İz
Gizem, kayboluşun üzerinden 54 yıl geçtikten sonra yeniden açıldı.
1998’de Marsilya açıklarında avlanan balıkçı Jean-Claude Bianco’nun ağına küçük, gümüş bir bileklik takıldı. Üzerinde Antoine de Saint-Exupéry’nin, eşi Consuelo’nun ve ABD’deki yayıncısının isimleri yazıyordu.
Koca Akdeniz’in içinden çıkan bu küçücük nesne, yazarın son uçuşuna ait bulunan ilk doğrudan izdi. Bilekliğin keşfedildiği bölge, araştırmacıları Saint-Exupéry’nin planlanan rotasının uzağında, Marsilya yakınlarındaki Riou Adası çevresine yöneltti.

Uçak 60 Yıl Sonra Bulundu
İki yıl sonra dalgıçlar aynı bölgede parçalanmış bir P-38’e ait kalıntılar buldu. Deniz tabanından çıkarılan iniş takımı, turboşarj ve gövde parçaları üzerindeki seri numaraları incelendi.
Araştırmalar sonunda enkazın Saint-Exupery’nin kullandığı keşif uçağına ait olduğu doğrulandı. Yazarın uçağı yaklaşık 60 yıl sonra bulunmuştu; ancak enkaz, kazanın nedenini açıklayacak kadar bütün değildi.
Saint-Exupery’nin bedeni ise hiçbir zaman kesin olarak bulunamadı.


Küçük Prens’in Cevapsız Kalan Son Yolculuğu
Antoine de Saint-Exupery için uçmak yalnızca bir meslek değildi. Avrupa, Afrika ve Güney Amerika arasındaki tehlikeli posta rotalarında pilotluk yapmış; çöl kazaları, gece uçuşları ve savaş görevlerinde yaşadıklarını kitaplarına taşımıştı.
31 Temmuz 1944’te gerçekleştirdiği son uçuş da hayatıyla eserlerinin birbirine karıştığı son bölüm oldu.
Bugün Marsilya açıklarındaki deniz tabanı, uçağın nasıl düştüğüne ilişkin sırrı hala saklıyor. Geriye birkaç metal parçası, denizden çıkan gümüş bir bileklik ve havacılık tarihinin cevaplanamayan sorusu kaldı:

Küçük Prens’in yazarı, son uçuşunda gerçekten ne gördü?
