Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Sislerin İçinden Gelen Felaket: Bir B-25’in Empire State Building’e Çarptığı Gün

28 Temmuz 1945 sabahı New York, yoğun sisin altında sıradan bir cumartesiye uyanmıştı. Avrupa’da savaş sona ermiş, dünyanın gözü Japonya’ya çevrilmişti. Ancak savaşın en tanınmış uçaklarından biri, birkaç dakika içinde Manhattan’ın gökdelenleri arasında kaybolacak ve havacılık tarihinin en sıra dışı şehir kazalarından birine imza atacaktı.

28 Temmuz 1945 sabahı New York, yoğun sisin altında sıradan

Saat 10.00’a yaklaşıyordu. Manhattan’ın zirveleri bulutların ve yoğun sisin içinde görünmez olmuştu. Sokaklarda insanlar işlerine gidiyor, Empire State Building’in üst katlarındaki çalışanlar güne hazırlanıyordu. O yıllarda dünyanın en yüksek binası olan gökdelenin tepesi, hava trafik kontrol kulesinden dahi seçilemiyordu.

Aynı dakikalarda ABD Kara Kuvvetleri Hava Kuvvetlerine ait çift motorlu bir B-25 Mitchell, New York semalarında Newark Havalimanı’na ulaşmaya çalışıyordu. Uçağın pilotu, Avrupa’da 42 görev tamamlamış deneyimli savaş pilotu Yarbay William Franklin Smith Jr.’dı. Ancak savaş meydanlarında yüzlerce saat uçmuş olmak, Manhattan’ın üzerine çöken sisin içinde güvenli bir yol bulmaya yetmeyecekti.

Savaşın Ünlü Bombardıman Uçağı Bu Kez Rutin Bir Görevdeydi

B-25 Mitchell, İkinci Dünya Savaşı’nın en tanınmış Amerikan orta sınıf bombardıman uçaklarından biriydi. 1942’de uçak gemisi USS Hornet’ten havalanarak Japonya’ya düzenlenen Doolittle Baskını ile ün kazanmış, savaş boyunca farklı cephelerde kullanılmıştı. Toplam üretimi 9 bin 800 adedi aşan uçak, o sabah bomba taşımıyordu; görev, personel taşıyan rutin bir askeri uçuştu.

Smith, Massachusetts’teki Bedford askeri havaalanından yola çıkmış ve New York bölgesine ulaştığında Newark’a devam etmek istemişti. Ancak hava koşulları hızla kötüleşiyordu. Newark üzerindeki bulut tavanının yaklaşık 600 fit olduğu bildirildi ve pilota LaGuardia’ya inmesi tavsiye edildi. Kontrol kulesinden gelen uyarı çok açıktı: Empire State Building’in tepesi görülemiyordu ve yeterli ileri görüş yoksa uçak geri dönmeliydi. Smith buna rağmen Newark’a devam etmeyi seçti.

Manhattan’ın Gökdelenleri Bir Anda Önünde Belirdi

B-25 yoğun sisin içinde rotasını kaybetti. Pilotun görüş alanında artık ufuk, pist ışıkları veya güvenli bir yaklaşma hattı değil, ancak son anda ortaya çıkan gökdelenlerin karanlık siluetleri vardı.

Uçak önce Chrysler Building’in yakınından geçti. Smith, karşısına çıkan binalardan kaçabilmek için Manhattan üzerinde tehlikeli derecede alçak irtifada manevra yapıyordu. Ancak sisi yararak ilerleyen B-25’in önünde bu kez şehrin en yüksek yapısı belirdi: Empire State Building.

Saat 09.50 civarında, saatte 200 milden daha yüksek hızla ilerleyen uçak binanın kuzey cephesine çarptı. B-25, yerden yaklaşık 285 metre yükseklikteki 78 ve 79’uncu katların arasından içeri girdi. Çarpmanın etkisiyle dış cephede yaklaşık 5,5 metreye 6 metre büyüklüğünde bir açıklık meydana geldi.

Bir anlığına duyulan metal ve beton gürültüsünü, uçaktaki yakıtın alev almasıyla büyük bir patlama izledi. Dönemin haberleri, bombardıman uçağının binanın çelik ve taş yapısını adeta kağıt gibi deldiğini anlatıyordu. Koridorlar ve ofisler ateşle kaplanırken yoğun duman üst katlara doğru yükseldi.

Uçağın Motoru Binayı Baştan Başa Geçti

Çarpışmanın gücü, yalnızca uçağı parçalamadı. Motorlardan biri Empire State Building’in içinden geçerek binanın güney cephesinden dışarı çıktı ve bir blok ötedeki binanın çatısına düştü. Burada ikinci bir yangın başladı.

Diğer motor ve iniş takımı parçaları ise asansör boşluklarına düştü. Uçak enkazı, yakıt ve oksijen tüpleri üç ayrı noktada yangına neden oldu: Çarpışmanın yaşandığı üst katlarda, karşıdaki bir yapının çatısında ve Empire State Building’in bodrum bölümünde.

New York itfaiyesi, yaklaşık 285 metre yükseklikteki yangına ulaşabilmek için onlarca kat merdiven çıkmak zorunda kaldı. Asansör sisteminin zarar görmesi müdahaleyi daha da zorlaştırıyordu. Buna rağmen alevler 19 dakika içinde kontrol altına alındı ve yaklaşık 40 dakika içinde tamamen söndürüldü.

14 Kişi Hayatını Kaybetti

Uçaktaki Yarbay William Smith ve beraberindeki iki kişi çarpma anında hayatını kaybetti. Empire State Building’de çalışan 11 kişi de kazada yaşamını yitirdi. Kurbanların önemli bir bölümü, 79’uncu katta bulunan National Catholic Welfare Conference ve savaş yardımı kuruluşlarının ofislerinde çalışan kadınlardı.

Toplam can kaybı 14’e ulaşırken yaklaşık iki düzine kişi yaralandı. Olay cumartesi sabahı meydana geldiği için ofislerin büyük bölümü boştu. Kaza hafta içi yoğun çalışma saatlerinde yaşansaydı bilanço çok daha ağır olabilirdi.

75 Kat Düştü, Hayatta Kaldı

Kazanın en sıra dışı hikayelerinden biri, genç asansör görevlisi Betty Lou Oliver’a aitti.

Oliver, çarpışmanın ardından ağır yaralanmıştı. Kurtarma ekipleri onu aşağıya indirebilmek için başka bir asansöre yerleştirdi. Ancak uçağın motor ve metal parçaları asansörün kablolarına zarar vermişti. Kabin hareket ettikten sonra kablolar koptu ve asansör yaklaşık 75 kat boyunca binanın bodrumuna düştü.

Kurtarma ekipleri enkazın içindeki Oliver’a ulaştığında genç kadın hala hayattaydı. Pelvisinde, sırtında ve boynunda ciddi kırıklar bulunmasına rağmen kazadan kurtuldu. Bu olay daha sonra Guinness kayıtlarına, bir asansörde hayatta kalınan en uzun düşüş olarak geçti.

Dünyanın En Yüksek Binası Ayakta Kaldı

Bir askeri bombardıman uçağı, yüzlerce kilometre hızla doğrudan binaya çarpmış; yakıt patlamış, motorlardan biri yapıyı tamamen delip geçmiş ve birden fazla yangın çıkmıştı. Buna rağmen Empire State Building’in ana taşıyıcı sistemi çökmemişti.

Hasar gören katların dışında binanın büyük bölümü, kazadan yalnızca iki gün sonra pazartesi sabahı yeniden kullanıma açıldı. Bu durum, 1931’de tamamlanan gökdelenin çelik taşıyıcı sisteminin dayanıklılığını gösteren en çarpıcı olaylardan biri olarak tarihe geçti.

Kaza sonrasında çekilen görüntüler bugün ilk bakışta bir saldırıyı çağrıştırabilir. Ancak yaşananlar kasıtlı bir eylem veya sabotaj değildi. Facia; yoğun sis, yetersiz görüş, düşük irtifa ve pilotun uçuşa devam etme kararının birleşmesiyle meydana gelen bir havacılık kazasıydı.

Havacılık Tarihine Geçti

Empire State Building kazasını önemli kılan yalnızca bir uçağın dünyanın en yüksek binasına çarpması değildi. Olay, savaş yıllarında hızla büyüyen askerî havacılığın, yoğun nüfuslu şehirlerin hava sahasında nasıl yönetileceğine ilişkin ciddi eksiklikleri görünür hale getirdi.

Kazanın ardından askeri ve sivil hava trafik birimleri arasındaki iletişim sorgulandı; pilot eğitimi, kötü hava şartlarında uçuş disiplini ve büyük şehirler üzerindeki güvenli irtifalar konusunda yeni tartışmalar başladı. ABD Kara Kuvvetleri Hava Kuvvetleri, askeri uçaklarla hava trafik kontrolü arasındaki iletişimi geliştirmek ve New York metropol bölgesindeki askeri uçuşlar için yerel trafik rotaları oluşturmak üzere önlemler alındığını açıkladı.

Bugünün radarlarla izlenen, hassas yaklaşma sistemleriyle desteklenen ve ayrıntılı kontrol prosedürleriyle yönetilen şehir hava sahasından bakıldığında kaza, modern hava trafik yönetiminden önceki dönemin sınırlarını gösteriyor. Deneyimli bir pilotun bile görerek uçuşun mümkün olmadığı koşullarda birkaç yanlış karar sonucunda gökdelenlerin arasında kaybolabileceğini ortaya koyuyordu.

Kaza Amerikan Hukukunu da Değiştirdi

Facianın etkileri havacılık güvenliğiyle sınırlı kalmadı. Hayatını kaybedenlerin yakınları, kazaya bir ABD askeri uçağı neden olduğu için federal hükümetten tazminat talep etmek istedi. Ancak o dönemde egemenlik dokunulmazlığı ilkesi, vatandaşların federal hükümete karşı dava açmasını büyük ölçüde engelliyordu.

Empire State Building kazası, uzun süredir bekleyen Federal Tort Claims Act düzenlemesinin kabul edilmesini hızlandıran olaylardan biri oldu. 1946’da yürürlüğe giren yasa, belirli koşullar altında federal çalışanların ihmali nedeniyle zarar gören kişilerin ABD hükümetine karşı tazminat talebinde bulunabilmesinin önünü açtı.

Savaş Gökyüzünden Çekilirken Şehirler Yeni Bir Çağa Giriyordu

28 Temmuz 1945’te yaşanan facia, iki dönemin kesiştiği noktadaydı. Bir tarafta savaş boyunca binlerce kez görev yapmış bombardıman uçakları ve tecrübeli askeri pilotlar, diğer tarafta gökdelenlerle yükselen ve hava trafiği giderek yoğunlaşan modern şehirler vardı.

B-25’in Empire State Building’e çarpması, uçağın yalnızca savaş alanında değil, barış zamanındaki şehir yaşamında da büyük bir risk oluşturabileceğini gösterdi. Kaza; hava trafik kontrolünün, meteorolojik kararların, uçuş disiplininin ve şehirler üzerindeki güvenli rotaların birbiriyle ayrılmaz biçimde bağlantılı olduğunu hatırlatan tarihi bir kırılma noktası oldu.

Empire State Building ayakta kaldı. New York iki gün sonra yeniden işine döndü. Ancak sislerin içinde kaybolan B-25’in bıraktığı iz, havacılık tarihinde uzun süre silinmedi.