Sizi tanıyabilir miyiz?
İstanbul’da doğdum. Üniversitede İktisat bölümünde okuduktan sonra iletişim alanına duyduğum ilgiyle Halkla İlişkiler ve Tanıtım üzerine yüksek lisans yaptım. Ardından kariyerime çeşitli iletişim ajanslarında devam ettim ve yıllar içinde havacılık, savunma sanayi, teknoloji, turizm, sağlık, moda, perakende, enerji, finans ve gıda markaları da dâhil pek çok farklı sektörden marka ile çalışma fırsatı buldum.
İki yıl önce ortağım Serena Karamızrak ile birlikte Nova PR’ı kurduk. Nova PR’da markalara stratejik iletişim danışmanlığı, medya ilişkileri, itibar yönetimi, lider iletişimi, kriz iletişimi, etkinlik yönetimi, kurumsal ve dijital iletişim gibi alanlarda butik ve özenli bir hizmet sunuyoruz. Her müşteriye kurucu seviyesinde birebir temas eden bir yapımız var; bu da hem işin niteliğini hem de etkinliğini güçlendiriyor. Her müşterimizin ihtiyaçlarını derinlemesine anlayarak, değer yaratan ve sonuç odaklı iletişim çözümleri sunuyoruz.
Havacılık sektörüne ne zaman giriş yaptınız?
Bu sektöre yaklaşık 15 yıl önce, kariyerimin daha en başında adım attığımı söyleyebilirim. M3 Halkla İlişkiler’de çalıştığım dönemde havacılık sektöründen pek çok marka ile çalışma fırsatı buldum. İtiraf etmeliyim, bu sektör ilk başta biraz ürkütücüydü. Çünkü zamanlama, bilgi akışı, kriz anlarında soğukkanlılık, çözüm üretme becerisi… En küçük gecikmenin bile büyük bir etki yaratabildiği bir alanda çalışmak, doğal olarak insanda bir baskı yaratıyor.
Ama tam da bu yüzden çok sevdim. Havacılık, dışarıdan bakınca ürkütücü görünen ama içine girdikçe insanı inanılmaz şekilde geliştiren bir alan. Sürekli hareket halinde olması, her gün yeni bir şey öğretmesi, büyük bir yapının nasıl kusursuz bir koordinasyonla çalıştığını yakından izlemek…
Kendimi zorlamaktan, sektörün işleyişini çözmekten, her marka ve her operasyonun farklı dinamiklerini anlamaktan gerçekten keyif alıyorum. Zaman içinde havacılığın o kendine özgü ritmine uyum sağladıkça, başlangıçta gözümü biraz korkutan hareketlilik ve hız, zamanla işimin doğal bir akışına dönüştü. Artık bu dinamizm beni yormak yerine besleyen, hep daha iyisini yapmaya motive eden bir enerjiye dönüştü.
Kariyeriniz süresince bu sektörden hangi şirketlerle çalıştınız?
Kariyerim boyunca havacılık sektöründen ulusal ve uluslararası birçok şirketle çalışma fırsatı buldum. Bu çeşitlilik, sektörü her yönüyle tanımama ve bugün sahip olduğum uzmanlığı oluşturmama büyük katkı sağladı.
Öncelikle Airbus ile uzun yıllar çalışmak, benim için gerçekten özel bir deneyimdi. Sadece ticari havacılığa değil; savunma ve uzay alanındaki faaliyetlerine de iletişim tarafında eşlik etmek, sektörün ne kadar geniş ve çok katmanlı bir dünya olduğunu yakından görmemi sağladı.
Hava yolları tarafında ise Emirates, Lufthansa, Germanwings, Eurowings, AirAsia X ve tabii ki uzun yıllardır birlikte çalışmaya devam ettiğimiz SunExpress gibi çok değerli markalarla yolum kesişti. Her biri kendi kültürü ve operasyonel ritmiyle bana farklı bir bakış açısı kazandırdı.
Bunun yanı sıra özel jet şirketleriyle yürüttüğüm iletişim çalışmaları, sektörün daha butik ve kişiye özel tarafını tanımamı; Çelebi Yer Hizmetleri ile çalışmak, havacılığın sahadaki operasyonel omurgasını anlamam için de büyük bir avantaj sağladı.
Tüm bu deneyimler, bugün Nova PR’da markalarımıza sunduğumuz havacılık iletişimi uzmanlığının en güçlü temelini oluşturuyor.
İlk defa uçağa ne zaman bindiniz?
İlk uçuşumun tam yılını hatırlamıyorum çünkü gerçekten çok küçüktüm; ama ailemle her yaz Antalya’ya tatile gittiğimiz dönemlerde ilk kez uçağa bindiğimi hatırlıyorum. Küçük bir çocuk olarak o uçağa adım attığım an hem çok heyecanlı hem de biraz tedirgindim. Yükseklikle aram hiçbir zaman çok iyi olmadı, hala da değil… Ama pencereden aşağıya bakarken bulutların arasından süzülen ışığı görmek, o hafif kulak tıkanması, kabin içindeki o farklı atmosfer… Hepsi bana aynı anda hem ürkütücü hem de büyüleyici gelmişti.
Korkumun içinde bir merak, merakımın içinde bir cesaret vardı. Yıllar sonra havacılık sektörü ile bu kadar iç içe olacağımı elbette bilemezdim. Ama bugün baktığımda, o küçücük halimle bulutların üzerinde hissettiğim hem ürperti hem hayranlık belki de beni bu sektöre hazırlayan ilk kıvılcımdı. Yükseklik korkumu hiçbir zaman tamamen yenemesem de bana sınır koymasına da izin vermedim.
Havacılık sektöründeki en ilginç anınız hangisi?
Aslında bu soruya verebileceğim en güzel örnek, kariyerimin daha ilk günü… Yüksek lisansımı tamamladıktan sonra M3 Halkla İlişkiler’de ilk iş görüşmeme gitmiştim. Daha henüz oturur oturmaz, hiçbir şey konuşulmadan önüme bir Airbus basın bülteni kondu ve “Bunu çevirebilir misin?” diye soruldu. Bülten, bir uçak modelinde yapılan aerodinamik iyileştirmelerden kabin konfigürasyonlarına, yakıt verimliliğini artıran oldukça teknik sistemlere kadar son derece karmaşık detaylarla doluydu.
Daha ilk günden böyle bir metni çevirmemi istemeleri beni epey şaşırtmıştı. Ama bugün dönüp baktığımda, bunun sadece bir İngilizce yeterlilik testi olmadığını; havacılığı anlama şeklini, teknik dili kavrama hızını ve bu sektöre yatkınlığı ölçen bilinçli bir yöntem olduğunu anlıyorum. O gün yaşadığım o küçük şok, aslında benim bu sektöre attığım ilk adımım oldu.
Pandemi döneminde sektördeki süreci nasıl geçirdiniz?
Havacılık sektörü doğası gereği oldukça dinamik ve dış etkenlere açık bir alan; ekonomik dalgalanmalar, siyasi gelişmeler, regülasyon değişiklikleri… Pandemi ise bunun en çarpıcı örneğiydi. Uçuşların durması, filoların yere inmesi, sürekli değişen kısıtlamalar ve yolcu davranışlarının tamamen farklılaşması, sektörün belki de tarihindeki en zorlu dönemi yarattı.
Bu süreçte iletişim tarafında her zamankinden çok daha çevik olmamız gerekti. Hem markalarımızın belirsizlik karşısında doğru ve güven veren mesajlarla konumlanmasını sağladık hem de değişen regülasyonları, operasyonel güncellemeleri ve yolcu beklentilerini yakından takip ederek sürekli güncel kalan bir iletişim akışı oluşturduk. Kısacası, o dönemde hızlı uyum sağlamak, net ve sakin bir dil kullanmak ve markalarımızın hem çalışanları hem yolcularıyla güçlü bağlarını korumalarına destek olmak en büyük önceliğimizdi. Bu tecrübe, stratejik iletişimin havacılıkta neden vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Havacılığın geleceğinde görmek istediğin şeyler nedir?
Havacılığın geleceğinde en çok görmek istediğim şey, kadınların sektörde çok daha görünür ve etkili pozisyonlarda yer alması. Bu sektör, uzun yıllar boyunca erkek egemen bir alan gibi algılansa da, bugün giderek daha fazla kadının bu alana adım attığını, liderlik rollerine geldiğini ve sektöre yeni bir bakış açısı kazandırdığını görmek gerçekten umut verici. Kariyerimin ilk yıllarında güçlü kadınların yönettiği bir ajansın içinde büyümüş olmak bana büyük bir özgüven kazandırmıştı; aynı desteğin, aynı ilhamın sektör genelinde çoğalması gerektiğine inanıyorum. Kadınların birbirini güçlendirdiği, seslerinin daha çok duyulduğu ve sektörün her alanında söz sahibi olduğu bir gelecek, havacılığı sadece daha kapsayıcı değil, aynı zamanda çok daha yaratıcı ve güçlü bir noktaya taşıyacaktır.
Sizi en iyi temsil eden ‘lider kadın’ anınız nedir?
Yıllarca farklı iletişim ajanslarında çalıştıktan sonra, “Artık vakti geldi” dediğim, Nova PR’ın temellerinin atıldığı o dönem, kendimi ilk kez gerçekten lider gibi hissettiğim andı. Sıfırdan bir yapı kurmak, her detaya dokunmak, alınan her kararın altında kendi imzanızı görmek hem büyük bir cesaret hem de ciddi bir sorumluluk. Ama aynı zamanda beni inanılmaz güçlendirdiğini de söyleyebilirim. Bunu istememin en büyük nedeni de müşterilerimle birebir temas kurabileceğimiz, onların işine gerçekten katkı sunabileceğimiz ve hızlı, esnek, ihtiyaçlara göre şekillenen nitelikli bir iletişim yaklaşımını hayata geçirme arzumdu. Daha samimi, daha özenli ve “değer yaratan” bir çalışma modelinin hem bana hem de birlikte çalıştığım markalara çok daha fazla fayda sağlayacağını biliyordum. Ve tüm bunları yaparken, yolumuzun kesişeceği genç kadınlarda “Ben de yapabilirim” duygusunu uyandıracak bir ilham yaratmayı da istedim.
