İki gün önce, Christopher Nolan’ın The Odyssey filmini izledik.
Gerçekten çok farklı, cesur ve etkileyici bir çalışma olmuş. Dünyanın birçok yerinden gelen ilk değerlendirmelerin olumlu olması da tesadüf değil. Uzun bir film; ancak insanı yalnızca izleyici olarak bırakmıyor. Tarihin, mitolojinin ve insanlığın binlerce yıllık yolculuğunun içine çekiyor.
GENÇLER İÇİN TARİHE AÇILAN YENİ BİR KAPI
Bu filmin özellikle gençlerin tarihe ve mitolojiye yeniden ilgi duymasına önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Çünkü mitoloji yalnızca eski çağlardan kalan masallardan ibaret değildir. Mitoloji; insanlığın korkularını, umutlarını, ihtiraslarını, sadakatini, ihanetini ve eve dönme arzusunu anlatan ortak hafızamızdır.
Belki de gençler bu film sayesinde Homeros’u, Troya’yı, Odysseus’u ve Akdeniz’in binlerce yıllık kültürel geçmişini yeniden keşfedecekler.
ODYSSEUS’UN YOLCULUĞU, HEPİMİZİN YOLCULUĞUDUR
Odysseus’un yolculuğu aslında hepimizin yolculuğudur.
İnsan bazen denizlerle, bazen savaşlarla, bazen kaderle, bazen de kendi içindeki fırtınalarla mücadele eder. Yüzyıllar değişir, şehirler değişir, teknolojiler değişir; fakat insanın temel sınavları çoğu zaman aynı kalır.
Sabır, sadakat, mücadele, kayıplar, umut ve eve dönüş arzusu…
Bütün bunlar yalnızca Odysseus’un değil, insanlığın ortak hikâyesidir.
SAVAŞLAR DEĞİŞİYOR, İNSANIN ACISI DEĞİŞMİYOR
Ne yazık ki savaşlar insanlık tarihi boyunca hep var oldu. Galiba bundan sonra da tamamen ortadan kalkmayacak.
Bugün de bulunduğumuz bölgede çok ciddi sıkıntılar ve büyük belirsizlikler yaşanıyor. İnsanlar geleceklerini, güvenliklerini ve normal hayatlarına ne zaman dönebileceklerini düşünüyor.
Dün beyaz perdede binlerce yıl önce yaşanan bir savaşın sonuçlarını izlerken, bugün çevremizde hâlâ benzer korkuların ve kaygıların yaşanıyor olması insanı derinden düşündürüyor.
DUBAİ’DE TURİZMCİLERİN ORTAK UMUDU
Dubai’de görüştüğüm turizmci dostlarımın ortak dileği aynı:
Krizin bir an önce sona ermesi, insanların yeniden güven içinde seyahat edebilmesi ve yaklaşan kış sezonunun normal şartlarda başlayabilmesi.
Burada dikkatimi çeken çok önemli bir konu var. Kimse yalnızca para, ciro ya da rezervasyon sayıları üzerinden konuşmuyor.
Herkes turizmin Dubai’ye nasıl bir yaşam biçimi kazandırdığını, şehrin karakterine ne kadar güçlü bir şekilde damga vurduğunu ve bu felsefenin yaşamaya devam etmesi gerektiğini anlatıyor.
Çünkü Dubai’de turizm sadece bir ekonomik sektör değildir. Turizm, şehrin dünyaya açılan yüzüdür. Farklı milletlerin, kültürlerin ve yaşam tarzlarının bir arada bulunabilmesini sağlayan temel değerlerden biridir.
TURİZM, BARIŞIN GÜNLÜK HAYATTAKİ HALİDİR
Dün perdede, binlerce yıllık bir savaşın ardından evine dönmeye çalışan bir insanı izledik.
Bugün ise milyonlarca insanın isteği yine aynı:
Huzur içinde yaşamak, güven içinde seyahat etmek ve sevdiklerine sağ salim dönebilmek.
Umarım bu zor günler kısa sürede geride kalır.
Çünkü dünya, yeni savaşlardan çok yeni yolculuklara; yeni düşmanlıklardan çok yeni karşılaşmalara; korkudan çok umuda ihtiyaç duyuyor.
