Yıllar önce bir iş seyahatinde, Sani Beyi şöyle demişti:
“İki tip yönetici vardır. Birincisi, yanındakilerin sırtına basarak yükselir. Bunlar B sınıfı yöneticilerdir. Bir de kendisi yükselirken yanındakileri de beraberinde yükseltenler vardır. Onlar A sınıfı yöneticilerdir.”
Ardından bana dönüp, “Sen ikinci gruptasın. Sadece kendin yükselmiyorsun, yanında çalışanların da yükselmesini sağlıyorsun. Böylece bulunduğun yerin standardını da yukarı çekiyorsun,” demişti.
O zaman hoşuma giden bu sözün anlamını, sanırım yıllar geçtikçe daha iyi anladım.
Bugün geriye dönüp baktığımda, beraber çalıştığım arkadaşların önemli bir bölümünün farklı şirketlerde ve farklı ülkelerde yöneticilik yaptığını görüyorum. Bu benim için ayrı bir mutluluk.
Çalıştığım insanlara bildiklerimi ve tecrübelerimi aktarmaya çalıştım. Yetki verdim, sorumluluk verdim. Bazen de özellikle geri çekildim. Çünkü bir insanın gelişmesi için sadece ne yapması gerektiğinin söylenmesi yetmez. Kendi kararlarını verebileceği, hata yapabileceği ve kendi yöntemini geliştirebileceği bir alan da gerekir.
Elbette her zaman beklediğiniz gibi olmuyor.
Bazıları o gün neden öyle davrandığımı anlamadı. Bazıları kızdı. Bazıları verilen özgürlüğü doğru kullandı, bazıları kullanamadı. Bazıları beklemediğim davranışlarda bulundu, bazıları güvenimi boşa çıkardı. Bazılarının ise yapmak istediğim şeyi anlayabilmesi için daha fazla zamana ihtiyacı vardı.
Ama doğru olanı alanlar, üzerine kendi yeteneklerini ve tecrübelerini de ekleyenler bugün bir yerlerde kendi ekiplerini yönetiyorlar.
Sanırım yöneticiliğin en güzel taraflarından biri de bu.
Çünkü yöneticilik sadece sizin ne kadar yükseldiğinizle ilgili değildir. Sizden sonra kaç kişinin yükselebildiğiyle de ilgilidir.
İş hayatı boyunca çok farklı insanlarla karşılaşıyoruz. Çok farklı karakterler, yönetim biçimleri ve davranışlar görüyoruz. Kimi insanları çok seviyoruz, kimileriyle anlaşamıyoruz. Kimilerini gözümüzde fazlasıyla büyütüyor, sonra bir davranışını görünce hayal kırıklığına uğruyoruz.
Oysa insanları bütünüyle iyi ya da kötü diye değerlendirmek yerine, yaptıklarına bakmak belki daha doğru.
Birlikte çalıştığınız insanların yanlışlarını görün. Eleştirin. Ve kendinize, “Ben bunu yapmayacağım,” deyin.
Ama doğrularını da görün.
Takdir edin.
Ve mümkünse onları kendi hayatınıza, kendi yöneticilik anlayışınıza ekleyin.
Çünkü yıllar geçtikçe insan aslında birçok yöneticinin, çalışma arkadaşının ve yaşadığı tecrübenin toplamına dönüşüyor. Birinden ne yapması gerektiğini, diğerinden ne yapmaması gerektiğini öğreniyor.
Sonunda makamlar değişiyor, şirketler değişiyor, kartvizitlerdeki unvanlar değişiyor.
Ama geride başka bir şey kalıyor:
Birlikte çalıştığınız insanların sizin hakkınızda ne söylediği.
Belki de yöneticiliğin gerçek başarı ölçüsü budur.
Siz yükselirken kaç kişiyi beraberinizde yükselttiniz?
