Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

THY, Kuveyt ve Savaş: Kriz Esnasında Frekans Yükseltmek!

Geçtiğimiz günlerde Türk Hava Yolları’nın Kuveyt uçuşlarını artıracağı haberini okudum.

Geçtiğimiz günlerde Türk Hava Yolları’nın Kuveyt uçuşlarını artıracağı haberini okudum. Körfez bölgesinin içinden geçtiği hassas döneme rağmen alınan bu kararın, sıradan bir frekans artışından çok daha fazlasını ifade ettiğini düşünüyorum.

Havacılıkta kriz dönemlerinde birçok yabancı, özellikle de Avrupalı hava yolu, risk seviyesi yükseldiği anda operasyonlarını durdurmayı tercih ediyor. Risk düşük veya yönetilebilir olsa dahi şirketlerin önemli bir bölümü ihtiyatlı davranarak bölgeden çekiliyor. Bugün de birçok Avrupalı hava yolu Körfez’deki operasyonlarını azaltmış veya askıya almış durumda.

Ancak bir hava yolunun çekildiği pazar ortadan kalkmıyor.

İnsanların seyahat ihtiyacı devam ediyor. İş seyahatleri, aile ziyaretleri, bağlantılı uçuşlar, ülkeye gelmek veya ülkeden ayrılmak isteyen yolcular var. Dolayısıyla pazarda ciddi bir kapasite açığı oluşuyor. Türk Hava Yolları’nın Kuveyt’te yaptığı hamleyi tam da bu açıdan önemli buluyorum.

Başkalarının çekildiği bir dönemde, elbette emniyet ve güvenlik şartlarının izin verdiği ölçüde, kapasite artırmak sadece kısa vadeli bir ticari fırsat değildir. O dönemde kazanılan yolcuyu, sunduğunuz hizmetten memnun bırakırsanız, kriz sona erdiğinde de elinizde tutabilirsiniz.

Bu haberi okuduğumda aklım birkaç ay öncesine, bu yılın Mart ayına gitti.

Ben Kuveyt dışındayken Amerika’nın İran’a saldırmasıyla bölgede savaş başladı. Herkesin Körfez’den uzaklaşmaya çalıştığı günlerde ben ve çalışma arkadaşlarım tam tersine işimizin başına, Kuveyt’e dönmeye çalışıyorduk.

Dışarıdan bakıldığında bu karar garip, hatta gereksiz bir risk gibi görünebilir.

Ancak risk yönetiminde önemli olan sadece “tehlike var mı?” sorusu değildir. Tehlikenin ne olduğu, kimi veya neyi hedeflediği, gerçekleşme ihtimali ve yaratacağı sonuçların ne olduğu da önemlidir.

Savaş Kuveyt ile İran arasında değildi ancak Kuveyt’e hemen hemen her gün füze ve drone saldırısı oluyordu. Stratejik noktalar hedef alınıyordu ve birkaç kez havalimanındaki tesisler de hedef alındı.

Bir savaşın yakınında yaşamanın ne anlama geldiğini de o günlerde bir kez daha farklı bir şekilde gördüm. Gece yatağa girdiğinizde sirenlerin ne zaman çalacağını düşünüyorsunuz. Bazı geceler sirenlerle, bazı geceler patlama sesleriyle uyanıyorsunuz. Siren çaldığında birkaç saniyeliğine ister istemez düşünüyorsunuz:

Bu sefer nereye düşecek?

Yakınımıza bir şey düşer mi?

Bir füzenin ya da bombanın parçası buraya kadar gelir mi?

Sonra bir süre bekliyor ve yeniden uyumaya çalışıyorsunuz.

Ertesi sabah kalktığınızda ise gece hangi bölgenin vurulduğunu öğreniyorsunuz.

Bütün bunlar insan üzerinde ister istemez ciddi bir psikolojik baskı yaratıyor.

Ama hayat bir taraftan da devam ediyor.

İnsanlar seyahat etmek zorunda. Birileri ülkesinden çıkmaya çalışıyor, birileri ülkesine dönmeye çalışıyor. İşine, ailesine veya başka bir destinasyona ulaşması gereken binlerce insan var.

Kuveyt Havalimanı’nın operasyonlara kapalı olduğu dönemde çalıştığım şirket uçuşlarını Suudi Arabistan üzerinden gerçekleştirmeye başlamıştı. Yolcular otobüslerle Suudi Arabistan’a taşınıyor, uçuşlarına oradan devam ediyorlardı.

Biz de bir taraftan savaşın yarattığı psikolojik baskıyla yaşamaya çalışırken, diğer taraftan insanların seyahat edebilmesini sağlamak için operasyonlarımızı başka bir ülkeden sürdürüyorduk.

Kolay günler değildi ancak benim için önemli bir tecrübeydi.

Daha önce Gürcistan-Rusya savaşını ve Kazakistan’daki darbe girişimini yaşamıştım. Bu kez farklı bir coğrafyada, farklı bir krizin içinde bulunmak, önceki tecrübelerin insana kriz anlarında daha sakin kalmayı öğrettiğini bir kez daha gösterdi.
Belki de şirketler için de durum çok farklı değil.

Kriz tecrübesi arttıkça, her risk karşısında refleks olarak geri çekilmek yerine riski analiz etmeyi, yönetmeyi ve doğru zamanda doğru kararı vermeyi öğreniyorsunuz.

Elbette havacılıkta hiçbir ticari fırsat emniyetin önüne geçemez.

Ama risk almak ile riski yönetmek aynı şey değildir.

Bazen herkesin geri çekildiği dönemler, doğru risk analizi yapabilen şirketler için geleceğin pazarlarının kazanıldığı dönemlerdir. Bugün Türk Hava Yolları’nın Kuveyt’te yaptığı hamleye biraz da bu gözle bakıyorum.

Avrupalı hava yollarının önemli bölümünün uzak durduğu bir dönemde oluşan boşluğu dolduruyor. Yeni yolcular kazanıyor. Frekansını artırıyor. Eğer bu dönemde kazandığı yolcuların memnuniyetini sağlayabilirse, yarın diğer hava yolları geri döndüğünde bu yolcuların önemli bir bölümü Türk Hava Yolları ile uçmaya devam edebilir.

Çünkü krizler bir gün biter ama kriz sırasında kazanılan güven, tecrübe ve pazar payı çok daha uzun süre kalabilir.

Not: Thy’nin frekans artışı haberinden sonra bölgede yine sıcak saatler yaşandı ancak bu kararların uygulanması devamlı yapılan kriz değerlendirme toplantılarının sonucuna göre yapılacaktır ancak kararı almak önemli bir adimdir.