Türk havacılık tarihinin ilkler bazını haiz birçok kadın pilotumuz eğitimlerini sivil mekteplerde tamamlamıştı. Profesyonel askerî eğitim anlamında Türk kadınlarının Harp Okullu olma süreci, Harbiyeli İlk Kadın Subay İnci Arcan ile 1955 yılında başlamıştı.
Sizin Harp Okullarında öğrenci ve sonrasında pilot olma serüveniniz nasıl başladı?
1938 doğumluyum. Babam Antakyalıydı. Bu sebeple 1954 yılında Antakya Lisesinden mezun oldum. Ailem daha sonra İstanbul’a göç etti. Üsküdar’da oturuyorduk. Ben Hukuk Fakültesine girdim. 2000 kişilik bir anfi: Çok rahatsız edici büyüklükte, kalabalıktı. Çevreyi beğenmemiştim. Babam çok anlayışlı adamdır ve Çanakkale gazisidir kendisi. Oradan ayrılım ve İngiliz Filolojisine gittim. Orada da hocalarımız yüzümüze karşı ‘Aranızda İngilizce yayın yapan ve program uygulayan bir okuldan mezun değilseniz burada bulunmayın.’ deyince oradan da ayrıldım. O zamanlar TV yok tabii, radyolardan yayın başladı: ‘Dikkat! Dikkat! Harp Okullarının kapıları Türk genç kızlarına açılmıştır!’ Bu yayınla birdenbire plan değişikliğine gittim. Babama açtım konuyu. ‘Ben Hava Harp Okuluna gitmek istiyorum.’ dedim. İzmir’de bulunuyordu okul. Babam ‘Olmaz, benim kızım asker olamaz.’ dedi. Yeni bir şeydi. Bütün aileler karşı çıkardı buna. Annem, abilerim gönlünü yaptılar ve babacığım rahmetli beni aldı götürdü, teslim etti. Böylelikle Harbiyeli oldum.
O dönem yayınlanan muvazzaf subay olarak yetiştirilecek kız öğrenciler hakkındaki talimatta “Kadınlık bünyesine uymayan hareketler tatbik edilmeyecek.” ifadesi bulunuyor.
Harp Okulundaki ilk eğitiminizden bahseder misiniz?
Harp Okulu o zamanlar iki yıldı. 1956 yılında başladık. Türkiye’nin her tarafından çeşitli ailelerden yetişmiş çocuklarla… Karşılaştığım manzaradaki erkek arkadaşlar, kadınların onların önünde bir köle gibi koşturduğu aile yapısından geliyordu. Onlarla birlikte bir kader oluşturmaya çalıştık. Çünkü bu yepyeni bir sahaydı. İlk defa kızlar orduya alınıyordu. Alınan kız öğrenciler erkek öğrencilerle birlikte aynı silahlı eğitimi yapıyorduk. Atış eğitimi dahil her şeyi… Bizi kilometrelerce yürüyüşlere gönderirlerdi. Hatta arkamızdan askerî GMC aracı takip eder; bayılan, ayakları yorulan öğrencileri toplardı. Ben ölürdüm. Hatta bu yüzden ayaklarım çok varislidir ama gıkım çıkmazdı.
Niye… Böyle bir ortamda bir erkek arkadaş pes diyebilir ama ben dediğim zaman ‘Elinin hamuruyla mı girdin’ demesinler diye her şeye tahammül etmeye razı bir biçimde bu eğitime başladım. Hatta Buğra diye bir arkadaşımız vardı. Sınıf başçavuşuydu. Bir gün arkadaşlarla neşeli bir sohbetin ardından beni köşeye çekip: ‘Çok gülüyorsun, yanlış anlaşılabilir.’ demişti. Hüzünle hareketlerime dikkat etme kararı almıştım. Bir başka hadise ise ABD’deki Texas Hava Üssü meselesiydi. İngilizce sınavına tabi tutulacaktık ve en iyi dereceli iki kişi jet dahil eğitim uçuşu görecekti. Sınavı kazanan iki öğrenciden biri olmuştum. Ancak komutan bana ‘Ama bana söylenmedi sen kız öğrenciymişsin, sen dışarıda istirahat et kızım.’ dedi. Yerime yedekten birini göndermişlerdi. Bunlar bana işaret fişeğiydi. Sabiha Gökçen bizim pirimizdir. Onunla başlayan Ata’nın arzu ettiği bu serüven bizimle devam ediyordu. Hava Harp Okuluna 1955 ve 1956’da 6’şar kız öğrenci alınmıştı. 1955 devresinden sadece Leman Bozkurt pilot olabilmişti. 1956 girişlilerden ise sadece ben pilot olabilmiştim.
Sonrasında uçuş eğitimleriniz başladı.
Hangi uçaklarla uçtuğunuzu ve eğitim aşamalarınızı anlatır mısınız?
Hava Harp Okulunu bitirip diploma aldıktan sonra sizi Hava Hastanesine gönderirler. Oradan elverişli raporu almaya gittim. Eğer elverişliyseniz okulu bitirdikten sonra Gaziemir’de ilk eğitim uçuşlarına başlatıyorlardı. İlk uçtuğum uçak Magister’di. Toz bulutu içindeki bir barakada uçtuğumuz ilk uçak buydu. Uğur adı verilmiş eğitim uçağındaki programa göre başladık. 1958 yılının yaz ayıydı. Tabi Türk uçağı yok. Amerikan yardımından geliyordu uçaklar. O uçaklarla uçtum. Her hocaya 3-4 pilot adayı düşerdi. Benim ilk uçuş hocam ‘Genç’ lakaplı Hulki Özel’di. Uçuş serüvenime çok büyük katkısı vardı. Sonraları bana anlattığına göre uçuş hocaları, ben ve arkadaşım Asimet’in hocalığından kaçmışlar. Filo komutanı Hulki Hocayı seçmiş. Nihayetinde bizim başarılı olacağımıza kimse ihtimal vermemiş ama hocam ilk yalnız uçuşumda da inisiyatif kullanmıştı. Göklere açılmıştım. Magister uçağında kendimi kanıtladıktan sonra T-6 Harvard uçağı ile uçtum. O birazcık daha savaşta görev kapasitesi yüksek bir uçaktı. T-6 hocam Pilot Üsteğmen Mehmet Ali Yılmaz idi. Tabii ilk işim uçağın özelliklerini ezberlemek olmuştu. Yalnız şunu söyleyeyim: Bu uçak tüm donanımıyla mükemmeldi. Nedir bunlar… İşte irtifa için altimetre, tırmanışı ve alçalışı gösteren varyametre, sürat saati, silindirbaşı ısısını gösteren saatler… Bizim için uçağı kırmadan yere indirmek en önemli husustur. Bu yüzden bunlara çok sıkı çalışırdık. Bu uçakla tek başıma viril bile yapmıştım. Bu uçakla uçuş esnasında büyülendiğim anlarda oluyordu. Pamukkale’nin beyaz travertenleri, Marmaris’in yeşili… Sonrasında bu uçakla alet uçuşları yaptık. Alet uçuşu da önemlidir. Havanın çok bulutlu ya da tam kapalı olması durumunda meteorolojik bilgilere göre ancak alet ile uçuş mümkündür. Bu uçuşun ardı Eskişehir Birinci Taktik Hava Kuvvet Komutanlığında Jet Eğitim Filosudur. Jetlerden önceki son sınavımı da başarıyla geçmiştim ancak… Beni burada oldukça şaşırtan bir olayı daha sonraları Ali Özgüler hocamdan öğrenmiştim. Bazı arkadaşlarım bu uçuşumu sabote etmek istemişler. Neyse ki başarılı oldum. Son etap olan jet eğitimi için kendimi çok heyecanlı hissediyordum. Eskişehir hazırlığına başlamıştım.

Dilerseniz jet eğitimlerine ayrı bir bahis açalım. Şunu sorayım: Bir pilot namzetinin en heyecanlı anı olsa gerek… İlk yalnız uçuşunuz nasıldı?
Çok heyecanlıydım tabi… Mütevazı ülkemin ordusu bir uçağını 20 yaşındaki genç bir kıza teslim ediyor. Düşünebiliyor musunuz? İşte bu yüzden ilk uçuş, verilen görevi kanıtlamaktır. Size inananları mahcup etmemektir. Herkes izliyordu: Adaylar, hocalarım, komutanlarım ve hatta basın mensupları… İlk defa Harbiyeli bir kız çocuğunun uçuşunu izleyeceklerdi. Ben de ‘Şöyle bir tur atayım’ diyerek uçağımın başına gidip dış kontrollerimi yaptım. Kokpitteydim… Önce taxi iznimi aldım ardından da piste giriş izni… Uçağa gaz verdim ve heyecanım oldukça katlandı. Çünkü daha önce uçağa bir kere binmiş biri olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin uçağını uçuracaktım. Sonunda tek başıma havadaydım. Tüm doğaya hükmediyor hissi veriyordu. Bununla beraber hissettiğim yalnızlık duygusuyla inişe başladım. En nihayetinde çelik kuşumu piste indirmiştim. Çok rahatlamıştım. Kendimi kanıtladığım için gururluydum. Tabii burada basın mensuplarıyla ilginç bir diyalog da yaşandı. ABD’li gazeteciler beni arkadaşlarımın omuzlarında fotoğraflamak istemişlerdi ancak ben bunu geri çevirmiştim. Asimet de çok başarılıydı ama o mezun olamamıştı. Benim için bir yoldaş kaybıydı.
Viril yaptığınızdan bahsettiniz. Bildiğim kadarıyla tek başına viril yapmak yasaktır. Bu sanıyorum sizin için bir meydan okumaydı. Bize hem virilin tehlikesini hem de olayı aktarır mısınız?
Virili T-6’da yaptım. Uçuş arkadaşlarıma bir meydan okumaydı. Kendimi bir kere daha kanıtlamam gerekti. Virilden bahsetmem gerekirse; uçağın yere çakılmasından hemen önce bir pilotun en son görmek isteyeceği vaziyettir. Anormal bir durumdur ve çıkış yöntemlerini bilmiyorsanız çakılırsınız. O dönem hocam Üsteğmen Fahri Serener geldi ve arkadaşlarımın yanındayken bana seslendi: ‘Çiper teğmen! Bugün iki budak viril atacaksınız.’ Sınıfımda ilk defa birine tek başına viril izni veriliyordu. Haliyle arkadaşlarım da çok şaşırmıştı. Ruhu şâd olsun, çok sevdiğim arkadaşım Atilla Kolat bir anda önümü kesmişti. Bu hareketi tek başıma yapacağıma inanmadığını söylemişti. Şöyle bir şey vardır: Kimse yalnız uçuşlarda kimseye ne yaptığını soramazdı, yani biz neler yaşandığını bilemezdik. Atilla bana ‘Bunu kimse yemez bacım!’ demişti. Ben de birbirimizin uçak numaralarını alarak, beni izlemesini söyledim. Kabul etti. Yani uçuş bölgemiz olan Tire-Bayındır ovasının iki tarafından bulunan sağ taraftaki dağ üzerinde ben bulunacaktım. Diğerinde ise o… Yerlerimizi aldık ve birbirimize kanat selamı verdik. Ben tabi harekete başladım. 1. budak, başarılı, 2. budak, başarılı. Ve tabi 3. budak… Emektarım beni mahcup etmedi. Bu benim ‘İşte yaptım!’ deme şeklimdi.
Jet eğitimlerinizden bahseder misiniz?
Uçuş eğitimlerimizin son safhasıydı. T-33’lerle eğitim görecektik. Başta bu uçakları çok yadırgıyordum ancak uçmaya başlayınca uçağın zarafetinden oldukça etkilenmiştim. Biz 40 kişilik bir gruptuk. Sadece Asimet ve ben kız öğrencilerdik. Uçuş hocam Affan Sedef olmuştu. Filo komutanımız Binbaşı Tevfik Alpaslan idi. Yer derslerinde oldukça başarılıydım. Bir gün filo komutanım başarımı kutlamıştı ve çok gururlanmıştım. Yine yıllar sonra emeklilik dönemimde, bir kadın jet pilotu mezun etmenin gururunu taşıdığını ifade ettiği bir mektup göndermişti. Ben tabii jetlerde ilk yalnız gece uçuşumda çok haz almıştım. Arş-ı âlâda yaşadığım bu tecrübe esnasında önce Tanrı’ya şükrediyor, sonrasında ise Atatürk’ü minnetle anıyordum. Tam o günlerde bir grup Alman gazeteci gelmişti. Fotoğraflarımı çekip benimle röportaj yaptılar. Onlar Frankfurter Illustrierte dergisinde yayımlanmıştı. Tabii bütün bunlar yaşanırken, göklerde pervaz edip, süzülürken görmek isteyeceğiniz son şey devre arkadaşlarınızdan birinin uçuştan geri dönememesidir. Siz brövenizi takarken arkadaşınızın eksikliğini orada hissedersiniz. Kayserili bir arkadaşımız vardı: Tahir… Planlanan yalnız uçuşa çıkmıştık. Tabii herkes uçak başına. Uçuş görevimi tamamladım ve filoya döndüm. Diğer arkadaşlarımız da birer birer dönüyordu. Ancak Tahir’in şehadet haberi gelmişti. Üzüntü içinde merasimle kendisini uğurladık.
Sizin havada yaşadığınız bir tehlike oldu mu?
Oldu tabii. Şu an hatırladığım, hocamla uçuştayken hayli uzak bir noktada bir patlama sesi duymuştuk. Uçağın motor kompartımanı üzerindeki kapak uçup gitmişti. Hızla irtifa kaybediyorduk. Hocamın ani müdahalesiyle meydana dönmüştük. Bu husus benim daha önceleri kaza kırım raporlarında okuduğum bir hadiseydi. Kompartıman açılması sonucu çoğu pilotun kaybedildiği hep yazılıydı. Filo duvarlarında da yazardı.
Jet eğitim döneminizde 1960 darbesi olmuştu. Ve yine aynı sene Hava Harp Okuluna kız öğrenci alımı durdurulmuştu. Süreçle ilgili neler söylemek istersiniz?
Jet eğitim kursunu başarıyla sona erdirmiş ve bröve takacağım merasimi bekliyordum. 27 Mayıs günü radyolardan darbeyi öğrenince irkilmiştim. Yıpratıcı bir süreçti. Her ne olursa olsun brövemle gurur duyduğum zamanlardı. Sonunda başarmıştım. Bir Türk kadınının neler yapabileceğini göstermek için büyük bir adımdı. Her şey yeni başlıyor derken zorlu bir sürece girdiğimi idrak etmeye başladım. Usulen kuralar çektik. 191. Bandırma filoya gidecektim. Aileme yakın olacağım için de mutluydum. Ancak kuram iptal edildi ve ikinci bir emre kadar Gaziemir Hava Eğitim Komutanlığı Karargahında beklemeye alındım. Bir gün bir yazı geldi: Meclis’e çağırılıyorsunuz. Ben kalktım gittim. Millî Birlik Komitesi üyeleri Haydar Tunçkanat, Muzaffer Yurdakuler ve Mucip Ataklı’nın karşısındaydım. Bana gayet güzel davrandılar ama bana ‘Biz artık Harp Okuluna kız öğrenci almayacağız. Sizi de kendi kendinize bırakıyoruz. Dilekçe verin ayrılın. Uçuşta kadın subay istemiyoruz. Başka sınıfa ayrılın ve size tazminat ödeyelim.’ dediler. Ben tabii şaşkınlık içinde brövemi göstererek, ‘Emeğim çoktur, yapamam.’ dedim. Zaten ayıramazlar, bunun için kurul toplamaları lazım. Onu yapamadılar ama ne yaptılar biliyor musunuz… Beni jetlerden alıp C-47 nakliye pilotluğuna verdiler.
Türkiye’nin ilk kadın nakliye pilotu olarak da anılıyorsunuz. Bu hikâye ilginç gerçekten…
O zaman Etimesgut’ta ulaştırma üssünde geniş satıhlı C-47 uçakları vardı. Jetleri gözlerinde büyütüyorlar. Oysa o beni verdikleri uçak… Jetler onun yanında pırıl pırıl bir tereyağı gibi kalır. Uçak 1939 Amerikan yapımı. Amerika bu uçağı İkinci Dünya Savaşı’nda, Kore’de, Vietnam’da kullanmış. Artık canı çıkmış uçağı Türkiye’ye hibe etmiş. Hantal ve bir o kadar da ağır bir uçak. Onunla yıllarca uçtum. Geniş satıhlı olduğundan türbülansta büyük sıkıntılar çekerdim. O küçük cüssemle… Oksijen sistemi yok, yükseğe çıkamazsınız. Herhangi bir türbülansta motor durduğunda otomatik pilot yok. Hidrolik sistem çalışmaz ve buz kırıcılar da sıfır. Düşünsenize 1939 yapımı… Kaç kere tek motora kaldım, çok sıkıntılar çektim. Zannettiler ki beceremeyeceğim. Böylelikle ilk kıta görevim olan 12. Ulaştırma Üssü 224. Filo maceram başladı. Filo komutanı Binbaşı Nuri Gök’tü. Beni çok iyi karşıladılar.
Süreçte evlilik de yaşadınız. Hava Muharebe Üsteğmeni Celalettin Günay ile nasıl tanıştınız?
Birçok evlilik teklifi almıştım. Hepsini reddetmiştim. Sohbet grubumuza yeni biri gelmişti. ABD’deki bir kurstan… Sohbetiyle dikkatimi celbetmişti. İngilizcesi aksanlı ve iyiydi. Tabi ki espriliydi. 1961 Nisan ayında nişanlandık. Ekimde de evlendik. Üç çocuğumuz oldu; İrem, ikizlerimiz Kerem ile Aslı… Hamileliklerimi belli bir döneme kadar kimseye söyleyemiyordum. Çünkü o dönem Türk Silahlı Kuvvetlerinde kadınlara dair düzenleme yoktu. Tabii çocuklar büyüdükçe zor oluyordu. Napoli’de ve Almanya’da görevler…
Yurtdışı görevlerinizde yabancı meslektaşlarınız size hayranlık duyuyor muydu? Ya da bunu hissediyor muydunuz?
1970’lerde Londra’da katıldığım toplantı sonunda resmî kıyafetle dolaşıyorduk. İngiltere’nin meşhur caddesi Oxford’da dolaşıyordum. Caddedeki ünlü İngiliz mağazalarından birindeki tezgahtar beni tanıdı. Meğerse bir gün evvel televizyonlar göstermiş. Ben bilmiyorum tabii. Meslektaşlarım konusunda ise ilk kadın kozmonot Tereşkova ile bir anım var. 1975 yılı Kadın Yılı ilan edilmişti. Birleşmiş Milletler Mexico City’de bir organizasyon tertip ediyordu. Her milletten çeşitli meslek gruplarından kadınlar ülkelerini temsil ediyordu. Bir kadın yanıma yanaştı ve Rus delegesinden Tereşkova olduğunu söyledi. Sohbete başladık. Kendisine duyduğum hayranlığı ‘ülkem bir gün uzaya bir kadın gönderme kararı alırsa o kişi ben olmak isterim.’ sözleriyle belirtmiştim. O da bana benim gibi rütbeli bir kadın subay olmayı çok arzu ettiğini ifade etmişti. Çok özel bir sohbetti. Tersi durumlar da olabiliyor tabii. Yabancı bir elçinin eşi bir toplantıda beni pilot olmak için fazla kadınsı bulduğunu söylemişti. Ben de cevap olarak ‘Gündüz üniforma giyer, uçarım. Akşam eşimle toplantılara katılırım.’ demiştim.
Kendi isteğinizle emekli olduğunuz biliniyor. Neden böyle bir karar aldınız?
Şunu söyleyebilirim: Ben, ilk kadın pilot albay olarak, değirmenlerle savaştım! 1978’de Ankara’da karargâh görevindeyken birdenbire her ne olduysa beni ve eşimi Eskişehir’e atadılar. Süreç böyle başladı. Çok sıkıntılar çekiyordum. Sabiha Gökçen’i ziyaret ettim. Bana ‘Şenaycığım, benim arkamda Atatürk vardı, Gökçen oldum. Senin arkanda Allahın var.’ diyerek destek vermişti. O dönem Fahri Korutürk Cumhurbaşkanıydı. Sabiha Gökçen benim için Korutürk’e kadar çıktı. Sonrasında dönemin personel başkanı bir albay şikayetimizi duymuş. Yani anlayacağınız düğmeye orada basıldı. Bilirsiniz, Hava Kuvvetlerinde tüm pilotlar için geçerli olan uçuş testleri vardır. Bunlardan bir tanesi sağlıkla ilgilidir. Tüm klinik testlerden geçersiniz. Uçuşa devam edersiniz. Bu uygulama yılda bir kere yapılır. Uçuşa elverişli raporumu alalı 3 ay olmuşken yeni bir yazıyla sağlık heyetine girmem emrediliyordu. Düşünün daha 9 ay var. Raporu almazsanız bir daha uçamazsınız. Derhal Cemil Çuha korgenerale gittim. Bana şaşkınlığını belitti. Bir askerî hâkim de emri yerine getirmezsem emre itaatsizlikten yargılanacağımı söyledi. Hava Hastanesi vardı Eskişehir’de; gittim oraya. Başhekim Vahyi Şenel koşa koşa yanıma geldi. Bana ‘Kızım git buralardan, pilotluğunu elinden alacaklar.’ dedi. Ayrıca uçuş kurulu başkanı. Ben de gittim ve kurula girdim. Meğerse her şey önceden ayarlanmış. Herkes tembihlenmiş. Bunu yapan kim: Uçmamı istemeyen en büyük komutan: Şahin Tepesi… Askeriyede komutan her şeydir. Yapmadınız mı görürsünüz. En küçüğünden en büyüğüne… Eskişehir Orduevinde kalıyorduk o sıra, Porsuk’un yanındaki… Geldim ve eşime Ankara’ya dönmemiz gerektiğini söyledim. Emeklilik dilekçemi de böylelikle vermiş oldum. Yeni Albay olmuştum. Zaten başka bir şey de beklemiyordum.
Yakın zamanda Hava Kuvvetleri Komutanlığı bir kitapçık neşretti. Sizden “İlk Kadın Pilot Albay” olarak bahsediliyor. Bunu biraz açar mısınız?
Leman ilk kadın jet pilotuydu ancak yüzbaşı iken pilotluktan ayrıldı. Albaylık rütbesini haiz bir kadın pilot benim dönemimde olmadı. Bu rütbeye pilot olarak ulaşan ilk kadın bendim. Elçiliklerden de yardım isteyeceğim, siz de araştırın lütfen. Amerika’yı ve Rusya’yı biliyorum. 1975 yılında Londra’da katıldığım NATO Kıdemli Kadın Subaylar Toplantısında, Kraliyet Kadın Hava Kuvvetleri komutanı vardı ama kadın pilotları yoktu. Bakın… Hava Kuvvetleri sizi pilot yapar, bröve takarsınız. Sizi istediği birlikte görevlendirir. Adınızı koymaz: C-47 pilotu, jet pilotu, F-84, F-86, F-16 pilotu diye bir şey yoktur. Hava Kuvvetlerinin pilotu olursunuz. Hava Kuvvetleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir koludur. Orada yetişen bir subay, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir subayıdır. Ben de Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilk kadın pilot albayıyım.
Son olarak genç Harbiyelilere bir sözünüz olur mu?
Harbiyeli benim canım ciğerimdir. Ordunun temel taşıdır. Aranızdaki kız öğrencilere iyi bakın. Onlar size analık ederler.
(Röportör: Orhan Köksal
Atlas Tarih, Sayı 92)


