1 Aralık 1999’da, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde Nöbetçi Terminal Memuru olarak işe başladığımda, havacılıkla ilgili neredeyse hiçbir bilgim yoktu. Daha önce uçağa binmeyi bırakın, bir havalimanına dahi adım atmamıştım. TAV’ın açtığı “Havalimanına Danışma Memuru Aranıyor” ilanına başvurmuştum. Görüşmeler sırasında bagaj handling bölümünde görev alacağım söylendi; ancak süreç sonunda bana “Nöbetçi Terminal Memuru oldun” dediler. Ne yapacağımı soranlara, “Vallahi ben de tam anlayamadım,” diyordum gülerek.
O dönemlerde DHMİ, havacılığın adeta okulu gibiydi. TAV ise DHMİ’den transfer ettiği deneyimli kadrosuyla biz gençleri harmanlayarak güçlü bir ekip oluşturdu. Ne mutlu ki, o ekipte yer aldım. Bugün aramızda olmayan Gürbüz Akdemir, Hüseyin Ulukanlı, Köksal Ekim, Dilara Saydam ve Lemi Bilişli’yi rahmet ve minnetle anıyorum. Aktif görevde olmayan ama üzerimizde büyük emeği olan Emin Çolpan ve Ahmet Şahin’e de gönülden teşekkür ederim. Onlardan çok şey öğrendik.
TAV’ın hızlı ve stratejik büyümesiyle birlikte şirket, kısa sürede bir havacılık okuluna dönüştü. Birçok arkadaşımız TAV’ın farklı ülkelerdeki operasyonlarında görev aldı, başarıyla çalıştı ve hem şirketimizi hem de ülkemizi en iyi şekilde temsil etti. Sabiha Gökçen ve İstanbul Havalimanı da bu birikimden etkin biçimde yararlandılar.
Son yıllarda ise bu “okul” misyonunu İGA devraldı. Yolcu ve uçak trafiğinde rekorlar kırıyorlar. Böylesine büyük ve karmaşık bir operasyonu 7/24 başarıyla yönetmek, büyük bir bilgi birikimi, planlama becerisi ve tecrübe gerektirir. Zirveye çıkmak zordur; ama zirvede kalmak çok daha büyük bir mücadele ister.
Son dönemde, yurt dışına yapılan transferlerde İGA önemli bir kaynak haline geldi. Yeni odak noktası ise Orta Doğu. İngiliz ve Amerikalıların hâkim olduğu bu coğrafyada, Türk meslektaşlarımız artık kritik pozisyonlarda yer alıyor. Bu gurur verici bir gelişme. Ancak potansiyelimiz çok daha büyük. Mevcut şirketlerin, sahip olduğumuz yetenekleri daha etkin değerlendirmesi ve onların gelişimine daha fazla yatırım yapması gerektiğini düşünüyorum.
Uluslararası konferanslara katılmak, ACI gibi organizasyonlarda aktif roller üstlenmek, güncel gelişmeleri takip ederek eksikleri belirleyip çözüm üretmek; bizi küresel ölçekte daha güçlü bir konuma taşıyabilir. Türkiye’den çok daha fazla yöneticinin yurt dışında önemli görevler üstlenmesi mümkün, hatta gerekli.
Tüm meslektaşlarımıza yol açık olsun. Nice başarı hikâyelerinde yeniden buluşmak dileğiyle…
