Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İbiza başardı, biz neden başaramadık?

Ahmet Buğra Tokmakoğlu İspanya’nın ve Akdeniz’in en önemli turizm destinasyonlarından İbiza’dan yazdı…

Ahmet Buğra Tokmakoğlu İspanya'nın ve Akdeniz'in en önemli turizm destinasyonlarından

Dünyanın dört bir yanından milyonlarca turistin akın ettiği, adını özgürlük, eğlence ve stil ile özdeşleştiren bir yer varsa o da İbiza.

İspanya’nın Balear Adaları’na bağlı bu küçük ada, turizmde marka değeri yaratmanın, kültürel dokuyu koruyarak ekonomik başarı elde etmenin adeta canlı bir örneği.

Peki, İbiza bu kadar küçük yüzölçümüne rağmen nasıl bir küresel çekim merkezi haline geldi? Ve neden Türkiye, benzer doğal ve kültürel zenginliğe sahip olmasına rağmen bu başarıyı sürdürülebilir şekilde yakalayamadı?

KÜLTÜR, MÜZİK VE KİMLİK ÜZERİNE KURULU BİR STRATEJİ

İbiza’nın turizm vizyonu, 1960’larda alternatif yaşam biçimlerini benimseyen Avrupalı bohemlerin adaya yerleşmesiyle şekillenmeye başladı. Zamanla bu özgür ruh, sanat ve müzikle harmanlanarak İbiza’yı ‘yaşanacak bir deneyim’ haline getirdi.

Bugün İbiza, sadece bir tatil destinasyonu değil; kültürel bir yaşam biçimi sunuyor. Adaya gelenler, dünyaca ünlü DJ’lerin setlerini dinlerken UNESCO mirası olan Dalt Vila’nın (İbiza Old Town) sokaklarında tarih koklayan deneyimlere de ortak olabiliyor.

Türkiye ise çoğu zaman turizmi ‘her şey dahil’ paketlere, sezonluk otellere ve kısa vadeli getiriler üzerine kurdu. Oysa turizmin özü, deneyim ve hafızada iz bırakan kimlik oluşturabilmekten geçiyor.

Ne yazık ki Türkiye, sahil şeridindeki birçok destinasyonda bu kimliği inşa edemedi ya da sürdüremedi. Gelişi güzel yapılanma, yerel dokunun bozulması ve plansız büyüme, potansiyeli olan yerlerin sıradanlaşmasına neden oldu.


İBİZA’NIN BAŞARI FORMÜLÜ: DİSİPLİNLİ KAOS

İbiza’nın gece hayatı dillere destan olsa da bu kaosun arkasında oldukça disiplinli bir yapı bulunuyor. Eğlence mekanları sıkı lisanslarla çalışıyor, belirli saatlerde müzik kısıtlamaları uygulanıyor ve bu işletmelerin çevreye zarar vermemeleri için sürekli denetlendiği bir sistem bulunuyor.

Ada genelinde ekolojik denge gözetiliyor. Tekne turları, plaj kullanımları, hatta doğa yürüyüşleri bile sınırlı sayıda katılımcı ile gerçekleştiriliyor. Ziyaret ettiğiniz herhangi bir İbiza plajında plaj boyunca kaç şezlong, kaç şemsiye yerleştirileceği, bu şezlong ve şemsiyelerin plajın hangi noktasında başlayıp, hangi noktasında sona ereceği gibi kurallar sıkı sıkıya kontrol ediliyor.

Zaten İbiza plajlarının çoğunda işletmelerden çok halkın ve turistlerin rahatlıkla havlularını serebileceği alanlar bırakılmış durumda. İğrenç ve yüksek sesli müzikler, plastik sandalyeler ya da led tabelalar hiçbir yerde yok. Hangi işletmeden hangi hizmeti kaç paraya alacağınız gözünüzün görebileceği her alanda size sunuluyor.

Bizde mafya kavgalarının, silahlı güvenliklerin kol gezdiği sahil beldelerimiz insanın en çok huzura kavuşmak istediği tatili çoğu zaman zehrediyor maalesef.

Türkiye’de turizmde kontrol mekanizmaları yıllar boyunca zayıf kaldı. Bodrum, Çeşme gibi yerler kısa süreli trendlerle parladı ancak kalıcı bir kalite standardı oluşturulamadı. İşletmelerin insafına terk edilen turizm beldelerimizde kim ne tutturabilirse o sistemi kurdu. Bu yıl yatırım yapan bir sonraki sezonda işletmeyi devredip yok oldu.

Tatil beldelerimizdeki plansız büyüme ve denetimsiz eğlence anlayışı, zamanla hem çevresel sorunlara yol açtı hem de destinasyonların itibarını zedeledi.

YEREL HALKI DÖNÜŞTÜREN DEĞİL, DAHİL EDEN TURİZM

İbiza’nın bir diğer güçlü yönü de yerel halkı turizme entegre edebilmiş olması. Adada yaşayanlar sadece hizmet sunan değil, aynı zamanda kültürel mirası yaşatan insanlar olarak sürecin parçası. Yerel festivaller, gastronomi etkinlikleri, el işi pazarları ve sanat galerileri adanın özgünlüğünü korumasına yardımcı oluyor.

Türkiye’de ise turizmin yoğun olduğu bölgelerde yerel halkın çoğu zaman ya dışlandığı ya da kültüründen uzaklaştırıldığı bir yapı söz konusu. Yerel ekonomiler büyük zincir otellerin gölgesinde kalırken, kültürel özgünlük çoğunlukla ‘turistlere yönelik’ yapaylaştırılmış bir forma bürünüyor. Birbirinin aynısı ucuz hediyelik eşyalar, fahiş fiyatlı dükkanlar ve mekanlar derken ülkemizde yaz tatili yapmak gerçekten sabır istiyor.

NE YAPILMALI?

Türkiye için hâlâ geç değil. Bodrum’dan Datça’ya, Kaş’tan Bozcaada’ya kadar birçok destinasyon, İbiza gibi tematik bir kimlik ve sürdürülebilir turizm modeliyle yeniden kurgulanabilir.

Bunun için öncelikle uzun vadeli bir vizyon, kültürel mirasa saygı ve yerel halkın sürece aktif katılımı şart. Eğlence, tarih ve doğanın bir arada olduğu sürdürülebilir destinasyonlar yaratmak mümkün; yeter ki turizmi bir ‘kısa dönem gelir modeli’ değil, toplumsal kalkınmanın bir aracı olarak görelim.

Burada Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın vizyonu belirleyen, geleceğe yönelik adımlar atması çok önemli. Yabancı turistin giderek elini ayağını çektiği sahil beldelerimize bir süre sonra yerli turist de uğramaz olacak. Turizmde bir şeyleri değiştirmek için istekli, inançlı ve kararlı olmamız şart!