Ana Sayfa Arama Galeri Video
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam
Reklam
Binnur Güleryüz ile Havalimanı Teknojileri
Binnur Güleryüz ile Havalimanı Teknojileri

Hayalden Gerçeğe: Havalimanı Verimliliğinde Kişisel Bir Yolculuk

Günümüz havacılık operasyonlarında, havalimanları giderek daha büyük bir zorlukla karşı karşıya: Sınırlı sayıda park alanı, kapı ve check-in bankosu olmasına rağmen yolcu sayıları sürekli artıyor. Bu açığı kapatmanın anahtarı, bu sabit kaynakların ne kadar akıllıca yönetildiğinde yatıyor. İşte tam bu noktada devreye Havalimanı Kaynak Yönetim Sistemi (RMS) giriyor. RMS, fiziksel kapasiteyi artırmadan havalimanlarının gizli kapasitesini ortaya çıkaran teknolojik ve operasyonel bir çözümdür.

Uzun yıllar TAV Havalimanları Holding’in Grup CIO’su ve TAV Technologies’in Genel Müdürü olarak görev yaptığım dönemde, RMS(Resource Management System)’in havalimanı operasyonlarını nasıl dönüştürdüğünü anlatmadan önce bu yolculuğun nasıl başladığını paylaşmak isterim. Bu sadece bir yazılım projesi değil, köklü bir operasyonel sorunu çözmek için kişisel bir misyondu.

Yıllar önce, dünyanın en yoğun havalimanlarından biri olan İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yılda 60 milyondan fazla yolcuya sınırlı fiziksel kapasiteyle hizmet veriyorduk. Her metrekare altın değerindeydi. Ancak, uçak park alanı ve kapı tahsisleri hala kontrol kulesinde büyük kağıt planlar üzerinde manuel olarak yapılıyordu. Operatörler, yüzlerce olası kombinasyonu saniyeler içinde değerlendirmek zorundaydı. Bu, insan beyninin tek başına çözebileceği bir denklem değildi.

Bu verimsizliğin etkileri her yerde görülüyordu. Pek çok uçak uzak park pozisyonlarına alınmak zorunda kalıyor, yolcular sert hava koşullarında apron boyunca yürümek veya otobüsle taşınmak zorunda kalıyordu. Bu durum sadece yolcu konforunu değil, havayollarının çevrim sürelerini, yer hizmeti maliyetlerini ve operasyonel planlamayı da olumsuz etkiliyordu.

Bu tabloyu her gün görmek, beni kayıtsız bırakmadı. Daha akıllı bir sistemin mümkün olduğunu biliyordum; insandan daha hızlı düşünebilen, tüm parametreleri aynı anda değerlendirebilen, her bir standı, kapıyı ve bankoyu dinamik şekilde optimize edebilen bir sistem. Ancak üst yönetimi ikna etmek kolay olmadı. Aylarca veri topladım, analizler yaptım, sunumlar hazırladım, optimizasyonun milyonlarca dolarlık verimlilik sağlayabileceğini anlatmaya çalıştım.

Birçok kez kapıdan kovuldum, boşver o kadar para harcanmaz, şu an nasıl yapılıyorsa öyle yapılmaya devam etsin cümlelerini birçok kez duydum ama pes etmedim ve CEO’nun kapısını çalmaya devam ettim. Sonunda ısrarım karşılık buldu. Hala gülümseyerek hatırladığım o an geldi aklıma:

“Tamam tamam , seni anladık. Bizi ikna ettin. Hadi başla ve sistemi geliştir.”

İşte o an dönüm noktasıydı.

Bizim asıl avantajımız, aynı zamanda havalimanı işletmecisi olmamızdı. Laboratuvarlarımız tam karşımızdaydı. Kontrolörler, operatörler, yer hizmetleri, tüm havalimanı çalışanları ve yöneticileri ile doğrudan iletişim kurabiliyor, süreçlerin her detayını dinleyip ögrenebiliyorduk.  Analist ekibimiz iş akışlarını, zorlukları ve iyileştirme önerilerini belgeledi. Ardından yazılım mühendisleriyle birlikte o dönemin en iyi teknolojilerini kullanarak RMS’i tasarlamaya başladık.

Üniversite profesörleriyle birlikte çalışarak, havalimanı dinamiklerine özel optimizasyon algoritmaları geliştirdik, hatta bu geliştirdiğimiz algoritma bilimsel çalışma olarak yayınlandı ve  kayıtlara geçti. Aylar süren analiz, modelleme ve testlerin ardından, havalimanlarımızın işleyişini kökten değiştirecek Kaynak Yönetim Sistemini (RMS) devreye aldık.

Sonuçlar kendi adına konuşuyordu. CEO’nun da sık sık konuşmalarında gururla belirttiği gibi, Atatürk Havalimanı sınırlı kapasitesine rağmen %23 operasyonel verimlilik artışı sağladı. Kapılar daha akıllı kullanıldı, çevrim süreleri azaldı, genel performans yükseldi.

Geriye dönüp baktığımda beni en çok gururlandıran şey sadece geliştirdiğimiz yazılım değil, arkasındaki ekip ruhuydu: Sisteme güvenen kule personeli, süreçleri titizlikle analiz eden uzmanlar, mantığı koda dönüştüren geliştiriciler ve bize destek olan tüm havalimanı çalışanları idi. Bu sayede sınırlı kaynakları daha verimli yönetme fikrini, dijital dönüşümün öncü hikayesine dönüştürdük.

Zamanla geliştirdiğimiz RMS çözümü dünya çapında tanınırlık kazandı. Birçok uluslararası organizasyondan ödüller aldık; yenilikçiliğimiz ve ölçülebilir etkimiz takdir edildi. Çözümümüz sadece TAV çatısı altında değil, dünyanın dört bir yanındaki havalimanlarında da örnek alındı.

RMS çözümümüz, önceden geliştirdiğimiz birçok operasyonel ve optimizasyon sisteminin üzerine inşa edilmişti. Bu birikim, RMS’in piyasadaki en gelişmiş ve fonksiyonel sistemlerden biri olmasını sağladı. Aynı zamanda havalimanı işletmecisi olmamız, her fonksiyonun gerçek operasyonel deneyimle şekillenmesini sağladı. Bu özellik, RMS’imizi küresel pazarda en üst sıralara taşıdı ve diğer sağlayıcılara da ilham kaynağı oldu.

Bu yolculuğa katkı sunan herkese  yürekten teşekkür ederim. Bu başarı tüm ekibin ve paydaşların özverisi, yaratıcılığı ve inancıyla mümkün oldu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER



Aviationext haber içerikleri (fotoğraf, yazı, video) kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, içeriklerin tamamı kullanılamaz. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.