Sizi tanıyabilir miyiz?
Benim adım Sona Guliyeva. Havacılık ve uzay teknolojileri, ekoloji ve sürdürülebilir kalkınmanın kesişiminde çalışan bir araştırmacıyım. Basitçe söylemek gerekirse, uzaydan elde edilen büyük veri setlerini dünyayı daha güvenli ve sürdürülebilir kılan çözümlere dönüştüren insanlardan biriyim.
Farklı dünyaları bir araya getirmek bana çok yakın: teknoloji ile insan ihtiyaçlarını, kesin veriler ile yaşayan şehirleri, doğa ile insanı buluşturmak. Beni her zaman yalnızca bir sistemin nasıl çalıştığı değil, neden çalıştığı ve topluma nasıl bir fayda sağladığı da ilgilendirdi.
Profesyonel alanım havacılık ve uzay sektörü olsa da, içsel olarak kendimi daha çok “anlam araştırmacısı” olarak görüyorum. Rakamların ardındaki gerçek değişimleri, algoritmaların arkasındaki insan hikâyelerini ve haritaların üzerinde birilerinin “yuva” dediği yaşam alanlarını görmek benim için çok önemli.
Modern havacılık ve uzayın yalnızca hız, yükseklik ve teknoloji olmadığını; aynı zamanda sorumluluk, sürdürülebilirlik ve dünyanın geleceğine duyulan özen olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle çevre, güvenlik, risk yönetimi ve şehirlerin gelişimiyle ilgili projeler bana özellikle yakın geliyor — çünkü bu alanlarda teknoloji soyut olmaktan çıkıp insana hizmet etmeye başlıyor.
Teknik bir ortamda çalışan bir kadın olarak, sakin ve sessiz güce değer veriyorum: profesyonel duruşu korumak, kendine ve başkalarına saygı göstermek, diyalog ve iş birliği kurabilmek. Benim için gerçek liderlik kontrol etmek değil, başkalarının gelişebileceği bir alan yaratmaktır.
Sürekli öğrenmek, ufkumu genişletmek, alışılmış sınırların dışına çıkmak ve aynı zamanda kendi değerlerime sadık kalmak benim için çok önemli. Ülkeler, projeler ve takdirler ise bu içsel yolculuğun doğal bir sonucu.
Nerede, ne zaman doğdunuz ve aile yaşantınızı anlatır mısınız?
15 Eylül 1994 tarihinde Hazar Denizi kıyısında yer alan, güneşli ve çok kültürlü bir şehir olan Bakü’de doğdum. Farklı kültürlerin, dillerin ve tarih katmanlarının iç içe geçtiği bu şehirde büyümek, bana küçük yaşlardan itibaren dünyanın çok sesli olduğunu hissettirdi; farklılıklara saygı duymayı ve yeniliğe açık olmayı öğretti.
Ailemde ve akrabalarım arasında en küçük çocuktum. Çocukluğum, güçlü geleneksel değerlere sahip, büyüklere saygının ve birbirine destek olmanın önemli olduğu bir aile ortamında geçti. Ailemizde bilim insanı yoktu, ancak başka bir zenginliğimiz vardı: çalışkanlık, dürüstlük ve içsel dayanıklılık.
Babam emekli bir binbaşı ve mesleği itfaiyecilikti; bu nedenle disiplin, düzen ve sorumluluk duygusu içinde büyüdüm. Annem ev hanımıdır; bize sabrı, şefkati ve başkalarına özen göstermeyi öğreten kişi odur.
Çevrem her zaman çok çeşitliydi: doktorlardan pilotlara, yaratıcı ve girişimci alanlarda çalışan insanlara kadar pek çok farklı meslekten insanla bir aradaydım. Bu çeşitlilik, farklı yaşam yollarına saygı duymayı erken yaşta öğrenmemi sağladı. Eğitimimde en büyük etkilerden biri, II. Dünya Savaşı gazisi olan ve hayatının sonuna kadar diş teknisyeni olarak çalışan dedemdi. Bana bağımsızlığı ve emeğe saygıyı öğretti.

Havacılık sektörüne ne zaman giriş yaptınız?
Havacılık ve uzay alanına girişim, yüksek lisans dönemimde başladı. Bu süreçte uydu verileri ve Dünya’nın uzaktan gözlemlenmesine yönelik yöntemlerle sistemli olarak çalışmaya başladım. O zaman fark ettim ki, gündelik hayattan uzak gibi görünen bu teknolojiler aslında çevreyi ve insanların yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.
Bu dönem benim için bilinçli bir tercihe dönüştü: mühendislik bakış açısının, veri analizinin ve somut faydanın birleştiği bir alanda gelişmek istediğimi anladım. Özellikle uydu teknolojilerinin doğal süreçlerin izlenmesi, risklerin değerlendirilmesi ve yönetsel kararların desteklenmesi alanlarında sunduğu imkânlar beni çok etkiledi.
Bu, ani bir yön değişikliği değil; sistematik düşünmeye ve disiplinlerarası çalışmalara duyduğum ilginin doğal bir devamıydı. Bu noktadan itibaren havacılık ve uzay sektörü benim için yalnızca bir çalışma alanı değil, sürekli öğrenip geliştiğim profesyonel bir ortam haline geldi.

Sektörde hangi şirketlerde çalıştınız?
Profesyonel yolum; sanayi, eğitim ve uluslararası projelerin birleşiminden oluştu. Benim için her zaman veriden ve teknolojiden başlayıp, bunların pratik uygulamaya ve gerçek etkiye dönüşmesine kadar tüm süreci görebilmek önemli oldu.
Kariyerimde önemli bir dönem, Azerbaycan Uzay Ajansı (Azercosmos)’nda çalıştığım süreçti. Burada coğrafi bilgi teknolojileri, uzman eğitimi ve Dünya’nın uzaktan algılanması alanındaki ulusal projelerin yürütülmesiyle ilgilendim. Çevresel izleme ve iklim verilerinin analizi için çözümler geliştirilmesine katkı sağladım; aynı zamanda uzay teknolojilerinin yaygınlaştırılmasına yönelik eğitim programlarında görev aldım.
Sanayi deneyimimin yanı sıra her zaman güçlü bir akademik çizgim oldu. Yüksek lisans sonrasında Ulusal Havacılık Akademisi’nde ders verdim ve ayrıca Fransa-Azerbaycan Üniversitesi (UFAZ)’nde misafir öğretim üyesi olarak coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama dersleri yürüttüm.
Günümüzde İtalya’da yaşıyor ve Politecnico di Torino’da doktora çalışmalarımı sürdürüyorum. Aynı zamanda ders veriyor ve yüksek lisans tezlerinin danışmanlığında görev alıyorum. Uluslararası bilimsel iş birlikleri içinde aktif olarak yer alıyorum. Bunun yanı sıra Uluslararası Astronotik Federasyonu’nun (International Astronautical Federation – IAF) Uzay Eğitimi Komitesi üyesiyim ve burada uluslararası eğitim girişimlerinin geliştirilmesine ve mesleki iş birliğinin güçlendirilmesine katkı sağlıyorum.
Daha önce Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR)’da sanayi alanında da çalıştım. Bu süreçte çevresel analiz ve CBS (GIS) destek çalışmalarında yer aldım. Bu deneyim, mühendislik çözümlerinin gerçek üretim ortamlarında nasıl uygulandığını derinlemesine anlamamı sağladı.
Sanayi, uzay ajansı, üniversiteler ve uluslararası projeler arasında edindiğim bu çok yönlü deneyim, sektörü bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeme ve mühendisler, araştırmacılar ve yöneticilerle ortak bir profesyonel dilde iletişim kurmama olanak tanıyor.
İtalya’ya taşınma kararınız nasıl oluştu?
İtalya’ya taşınma kararı, mesleki bir fırsat ile değişime hazır olma hissinin kesişiminde ortaya çıktı.
2023 yılının sonundan itibaren Torino Politeknik Üniversitesi’nde doktora eğitimime devam ediyorum ve İtalya’nın kuzeyinde, zengin bir havacılık ve uzay geçmişine sahip Avrupa’nın önde gelen merkezlerinden biri olan Torino’da yaşıyorum.
Bir burs kazanarak ve Torino şehrinin dijital ikizinin oluşturulmasına yönelik yenilikçi bir projede yer alma fırsatı elde ederek buraya taşındım. Proje, İtalya’nın bilim ve teknolojik yenilikleri destekleyen ulusal programı PNRR (Piano Nazionale di Ripresa e Resilienza) kapsamında yürütülüyor. Bu benim için bilimsel yolculuğumun doğal bir devamı ve daha geniş bir uluslararası akademik ortama açılma fırsatı oldu.
Taşınma süreci yalnızca kariyer açısından değil, kişisel açıdan da ciddi bir sınavdı. Yeni bir ülke; farklı bir dil, idari sistem, iletişim kültürü ve yaşam ritmi demek. Günlük hayattan profesyonel ilişkilere ve içsel denge hissine kadar pek çok şeyi yeniden kurmak gerekiyor. Başlıca zorluklar dil, bürokrasi, kültürel farklılıklar ve zaman zaman hissedilen yalnızlık oldu. En zorlayıcı nokta ise, geleneksel Kafkas ailesinde yetişmiş biri olarak ilk kez tek başıma ve ailemden uzakta yaşamaya başlamamdı. Bu, sosyal beklentilere ve içsel korkulara rağmen kendi yolumu seçme yönünde bilinçli bir karardı.

İlk uçuşunuzu ne zaman gerçekleştirdiniz?
Profesyonel anlamda konuşursak, benim ilk gerçek “uçuşum”, Ulusal Havacılık Akademisi’nde uzay izleme alanında yüksek lisansa başladığım dönemde gerçekleşti. O zaman ilk kez bilinçli şekilde uzaydan elde edilen veriler dünyasına adım attım.
Aslında bu “ilk uçuş”, bir uçağın kokpitinde değil, bilgisayar ekranının başında yaşandı. Uydu verilerinin yavaş yavaş Dünya’nın canlı bir görüntüsüne dönüştüğünü gördüğüm andı. Ekranda nehirlerin, şehirlerin, tarım alanlarının ve peyzaj değişimlerinin konturları belirmeye başladığında, sanki gezegene bir uydunun gözlerinden bakıyormuşum gibi hissettim.
O anda güçlü bir ölçek ve sorumluluk duygusu ortaya çıktı: Uzayın bir yerlerinde çalışan bir teknoloji, Dünya üzerindeki insanların karar almasına, riskleri azaltmasına ve doğayı korumasına yardımcı oluyordu. Bu, yeni bir boyutun keşfi gibiydi — Dünya’yı sokak seviyesinden değil, yörüngeden; tüm süreçlerin birbirine bağlı olduğu canlı bir sistem olarak görmeye başlıyorsunuz.
Bu deneyim benim için içsel bir başlangıç noktası oldu. “Uçuşun” havacılık ve uzay alanında yalnızca fiziksel bir hareket olmadığını; aynı zamanda karmaşık sistemlerin üzerine çıkabilme, bütünü görebilme ve çözüm üretebilme becerisi olduğunu gösterdi. İşte o anda, mesleki dilimi — coğrafi bilgi sistemlerinin dilini — bulduğumu hissettim ve bilinçli mesleki yolculuğum da böyle başladı.

Kariyerinizde “Başardım!” dediğiniz bir an yaşadınız mı?
Evet, böyle anlar oldu — ve ilginçtir ki, bu duygular her zaman yalnızca ödüllerle ya da unvanlarla bağlantılı değildir. Gerçek “başardım” hissi, uzun süre üzerinde çalıştığınız bir şeyin artık ekrandaki bir fikir ya da proje deneyi olmaktan çıkıp gerçek hayatta yaşamaya başladığını gördüğünüz anda gelir: insanların karar almasına yardımcı olur, eğitim ve yönetim yaklaşımlarını dönüştürür.
Bu duyguyu en güçlü hissettiğim anlardan biri, projelerimizin sonuçlarının çevresel izleme ve eğitim programlarında gerçek bir çalışma aracı olarak kullanılmaya başlanmasıydı. O anda insan şunu fark ediyor: Yaptığınız iş artık yalnızca size ait değildir; daha büyük bir sistemin ve gerçek yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Bu, son derece motive edici ve ilham verici bir duygudur.
2023 yılı benim için uluslararası alanda da özel bir yıl oldu. Uluslararası Astronotik Kongresi’nde “Young Pioneer Award” ödülünü aldım ve bu ödüle kongre tarihinde bölgemizden layık görülen tek temsilci olarak Azerbaycan’ı küresel havacılık ve uzay platformunda temsil ettim. Aynı yıl İtalya’da eğitim ve araştırma bursu kazandım; bu da hem mesleki hem de kişisel gelişimimde tamamen yeni bir dönemin kapısını açtı.
Ancak benim için başarının en derin anlamı, doğru yolda olduğuma, dürüst bir şekilde geliştiğime ve kendi değerlerime sadık kaldığıma dair içsel güven duygusudur. Bu içsel bütünlük hissi olduğunda, dış başarılar gerçek anlamını bulur ve bir varış noktası değil, yeni bir büyüme alanına dönüşür.
Öte yandan havacılık ve uzay sektöründe dünyanın en saygın küresel değerlendirmelerinden biri olan Top 100 Women in Aerospace & Aviation 2025 listesinde, 100 kadın arasında 3’ncü olarak seçildim.
Havacılık sektöründeki en ilginç anınız hangisi?
En ilginç anlardan biri, Azercosmos’ta GIS (geographical information systems) eğitmeni olarak çalıştığım ve aynı zamanda Ulusal Havacılık Akademisi’nde ders verdiğim dönemde, yerel bir radyoda canlı yayına katıldığım sırada yaşandı. Program sunucusu aniden şöyle sordu:
— “Peki siz astronotları nasıl yetiştiriyorsunuz?”
Stüdyoda kısa bir sessizlik oldu. Soruda, uzayın hâlâ birçok insan için uzak, ulaşılmaz ve yalnızca uçuşlar ile uzay giysileriyle ilişkilendirilen bir alan olduğu algısı hissediliyordu. Ben de gülümseyerek şöyle cevap verdim:
— “Aslında biz de astronotuz — sadece Dünya üzerinde. Gezegeni uzaydan gözlemliyoruz, ancak bunu Dünya’dan yapıyoruz.”
Ardından şunu anlattım: Bizim işimiz, Dünya’ya yörüngeden bakabilmek; sistemi bir bütün olarak görmek, değişimleri fark etmek, gezegenin sinyallerini okumak ve bunları insanlar için anlaşılır çözümlere dönüştürmektir. Fiziksel olarak uzaya gitmiyoruz, ancak her gün veriler, modeller ve analitik araçlar aracılığıyla uzayla çalışıyoruz.
En önemlisi, bu becerileri yeni nesil uzmanlara aktarıyoruz: geniş düşünebilen, bilgiyle çalışabilen, ilişkileri görebilen ve uzay teknolojilerini Dünya üzerindeki gerçek sorunlara uygulayabilen insanlar yetiştiriyoruz.
Bu an benim için özellikle değerliydi, çünkü “uzay” ile günlük yaşam arasındaki görünmez sınırı ortadan kaldırdı. Uzay, soyut bir kavram olmaktan çıkıp, insanların hayatına burada ve şimdi dokunan canlı bir araca dönüşüyor.

Havacılığın geleceğindeki görmek istediğiniz şeyler neler?
Havacılık ve uzayın geleceğini daha sürdürülebilir ve insan odaklı görmek isterim. Teknolojiler çok hızlı gelişiyor, ancak bu ilerlemenin kendi başına bir amaç değil, toplumun ve gezegenin gerçek ihtiyaçlarına hizmet eden bir araç olması çok önemli.
Temel yönlerden biri, uzay verilerinin günlük yönetsel karar süreçlerine daha derin entegrasyonudur: şehir planlaması, çevresel izleme, risk yönetimi ve acil durumlara müdahale gibi alanlarda.
İkinci önemli eksen ise yapay zekâ ve akıllı veri analiz otomasyonudur. Uydu verilerinin hacmi üstel olarak artıyor ve akıllı algoritmalar olmadan bu verileri hızlı ve nitelikli şekilde bilgiye, bilgiyi de kararlara dönüştürmek mümkün değil. Gelecek, yalnızca bilgi biriktiren değil, insanın büyük resmi görmesine ve daha doğru, daha sorumlu kararlar almasına yardımcı olan sistemlere aittir.
Açık veri ve birlikte çalışabilirlik (interoperability) fikri de bana çok yakın: farklı ülkelerin, platformların ve kurumların aynı teknolojik dili konuşması, bilgi paylaşması ve iklim değişikliğinden kriz durumlarında toplumun korunmasına kadar küresel sorunları birlikte çözmesi büyük önem taşıyor.
Ancak en önemlisi, havacılık ve uzayın geleceği benim için insan ve eğitimle doğrudan bağlantılıdır. Teknolojiyi, veriyi, doğal süreçleri ve kararların toplumsal etkilerini aynı anda anlayabilen yeni nesil uzmanlara ihtiyacımız var. İşte tam da bu nedenle “Dünya üzerindeki astronotları” yetiştirmeliyiz.
