Kriz yönetimi, hepimizin bir şekilde karşılaştığı ve bazen beklemediğimiz anlarda hayatımıza giren bir durumdur. Tüm teorik bilgiler ve kitaplar bir kenara, pratikte krizin gerçekliği farklı bir boyut alır. Kriz anında sakin kalabilmek, etkili iletişim kurmak ve durumu doğru değerlendirebilmek en kritik faktörlerdir.
Kriz anında “neden ve nasıl oldu” soruları yerine krizi çözmeye odaklanmak gerekir. Bu konuda hayatımda karşılaştığım bir örnek, 2000’li yılların başında Atatürk Havalimanı’ndaki bir olayla ilgilidir. O zamanlar, hava trafiği bugünkü kadar yoğun değildi, dolayısıyla bazı günler daha sakin geçerdi. Bir gün telsizden, yolcu köprüsüne bir kamyonun çarptığı bilgisi geldi. Olay yerine vardığımızda, kamyonun yolcu köprüsünün sabit kısmının altından geçerken damperinin açık olduğunu ve köprünün alt kısmına girdiğini, kamyonun ön kısmının ise yaklaşık 2 metre kadar yerden yükseldiğini gördük. Bu durumda köprünün çökme tehlikesi vardı.
Herkes ne yapılacağını, nasıl yapılacağını konuşuyordu. O zamanlar, teknikten sorumlu Genel Müdür Yardımcımız durumu inceleyip herkesin görüşünü aldı. Sonra herkesi alandan uzaklaştırıp, kamyon şoförüne sadece ona odaklanmasını ve sadece onun talimatlarını dinlemesini söyledi. Verdiği direktiflerle kamyon damperi köprüye ciddi zarar vermeden çıkartıldı. O gün, kriz anında doğru yaklaşım ve sakin bir tutum sayesinde olayı sorunsuz bir şekilde çözüme kavuşturdu.
Kriz yönetiminin temel unsurları: sakin kalmak, güvenliği sağlamak, etkili iletişim kurmak, doğru değerlendirme yapmak ve tüm süreci etkili şekilde yönetebilmektir. Elbette her kriz, farklı özellikler taşır ve her biri farklı stratejiler gerektirir. Ancak, kriz anında temel prensiplere odaklanmak her zaman doğru sonuçlar doğurur.
O gün krizi yöneten ve bize öğreten kişi Gökhan Özber’di. Kendisini rahmet ve saygıyla anıyorum.
