Lüksemburg’dan Gürcistan’a uzanan ve Avrupa genel havacılık camiasını bir araya getiren özel uçuş organizasyonunun Türkiye ayağı, İstanbul’da tarihi bir uçuşa sahne oldu. 26 uçak ve 40’tan fazla pilotun dahil olduğu ekspedisyon kapsamında ekipler Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali’nde yeniden bir araya geldi; ardından İstanbul Boğazı’nın üzerinden uçarak Avrupa ile Asya’nın birleştiği noktayı havadan deneyimledi.
Bir havalimanında yan yana duran 26 küçük uçak… Farklı ülkelerden gelen pilotlar, farklı uçuş tecrübeleri ve birbirinden tamamen farklı hikâyeler.
29 Ağustos’ta Lüksemburg’dan başlayan Private Pilot Expedition to Georgia 2026, Avrupa’nın farklı ülkelerinden pilotları kendi uçaklarıyla Gürcistan’a götüren, ticari olmayan ve pilotlar tarafından organize edilen uzun menzilli bir genel havacılık ekspedisyonu olarak başladı. Organizasyon 26 uçakla gerçekleşti ve toplam rota 4.000 deniz milinin üzerine çıktı.
Ancak bu yolculuğu özel kılan yalnızca mesafe değildi.
26 uçak İstanbul’da buluştu
Türkiye ayağında organizasyonun koordinasyonunu AOPA Türkiye üstlendi. Avrupa’dan gelen ekiplerin İstanbul’da yeniden bir araya gelmesiyle Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali, alışılmışın oldukça dışında bir görüntüye sahne oldu.
26 uçağın tamamının aynı anda aynı noktada toplanması, havacılıkla ilgilenenler için bile her gün karşılaşılabilecek bir manzara değildi.
Aralarında Cirrus SR22, Diamond DA62, Piper PA-28, Cessna 182 gibi sertifikalı genel havacılık uçaklarının yanı sıra farklı yüksek performanslı ULM uçakları da bulunan filo, Avrupa genel havacılığının çeşitliliğini İstanbul’a taşıdı.
Ve ardından sırada İstanbul’un en özel uçuşlarından biri vardı.
Avrupa’dan Asya’ya, Boğaz’ın üzerinden
Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali’nden gerçekleştirilen kalkışın ardından grup İstanbul Boğazı üzerinden uçtu.
Yeryüzünde Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Boğaz, bu kez gökyüzünden deneyimlendi.
Pilotlar, İstanbul’un iki kıtayı birbirine bağlayan eşsiz coğrafyasını havadan görme fırsatı bulurken, bu özel uçuşun ardından Boğaz geçiş sertifikalarını da aldı.
Benim için ise bu anın başka bir tarafı vardı.
Boğaz’ın üzerinden geçerken bir yandan o anları kayda almak, bir yandan da kamerayı bırakıp sadece manzaranın ve uçuşun tadını çıkarmak arasında kaldım.
O sırada bunun ne kadar özel bir deneyim olduğunu belki tam olarak fark etmemiştim.
Bunu, yolculuk bittikten sonra çok daha iyi anladım.
Türkiye ayağında bu deneyime vesile olan Gordiyon Havacılık’tan Fevzi Ak, uçuş öncesinde bana “Çok şanslısın, herkese böyle bir deneyim denk gelmez” demişti.
Haklıymış.
Aynı Filoda Birbirinden Farklı Pilot Hikâyeleri
26 uçağın kokpitlerinde birbirinden çok farklı hikâyeler vardı.
58 yaşında pilot lisansını alan kadın pilotlar, henüz 100 saatlik uçuş tecrübesine rağmen tek başına Avrupa ve Kafkasya üzerinde uçan kadın pilotlar, 70.000 saati aşan uçuş deneyimine sahip pilotlar ve Hollanda’da 20 yıl polis helikopter pilotluğu yapmış deneyimli havacılar aynı ekspedisyonun parçasıydı.
Farklı yaşlar, farklı deneyimler, farklı ülkeler…
Peki hepsini binlerce deniz millik bu yolculukta buluşturan neydi?
Neden yaptıklarını sorduğumda, hepsinin cevabı aslında tek kelimeydi:
Tutku.
18 saat süren dönüş yolculuğumu düşününce, neden yaptığımı benim için de açıklayan tek kelime vardı: “Tutku.”
Dönüş yolunda peş peşe yaşanan aksiliklere rağmen bir gram bile stres olmadım, sinirlenmedim. Çünkü hâlâ havada geçirdiğim o anların keyfini çıkarıyordum. Saatler süren yolculuk, beklemeler, değişen planlar… Hiçbiri gökyüzünde geçirdiğim zamanın önüne geçmedi.
Türkiye ayağında AOPA Türkiye ve DHMİ desteği
Türkiye geçişinin arka planında ise ciddi bir koordinasyon vardı.
AOPA Türkiye, yabancı ekiplerin Türkiye’deki operasyonlarının koordinasyonunu üstlenirken; DHMİ de İstanbul, Samsun ve Ordu’daki iniş-kalkış süreçlerinde destek sağladı.
26 uçağın tek bir grup halinde hareket etmesi, her havalimanında farklı operasyonel gereklilikleri de beraberinde getirdi.
Ve uçaklar nereye indiyse dikkat çekti.
İstanbul’da başlayan hareketlilik, Karadeniz boyunca devam etti.
Samsun’dan Ordu’ya, oradan Gürcistan’a
İstanbul’un ardından ekipler Samsun’a geçti.
Burada yakıt ikmali gerçekleştirildikten sonra grup, Türkiye’den Gürcistan’a geçiş için Ordu’ya devam etti.
Ordu, ekspedisyonun Türkiye’den çıkış noktası oldu. Gümrük işlemlerinin tamamlanmasının ardından uçaklar Karadeniz üzerinden Gürcistan’a doğru devam etti.
Bu etap, yolculuğun yalnızca bir sonraki uçuş noktası değildi; Avrupa’dan başlayan genel havacılık ekspedisyonunun Kafkasya’ya geçiş kapısıydı.
Ve yolculuğun Gürcistan ayağında bizi bekleyen başka bir hikâye vardı.
Her uçuş güzel manzaralardan ibaret değil
Genel havacılıkta maceranın bir de başka yüzü var.
Gürcistan’dan dönüş yolculuğunda, ekspedisyona katılan Belçikalı iki ekip arkadaşımızın içinde bulunduğu Aerospool WT-9 Dynamic, Batum’dan Ordu-Giresun’a uçarken Karadeniz üzerinde yaklaşık 6.500 feet irtifada tamamen motor arızası yaşadı.
Uçağın pilotu Werner Vlasselaer ve yolcusu Christian Peiffer, motoru yeniden çalıştırmak için yaptıkları birkaç başarısız denemenin ardından kontrollü bir şekilde denize iniş yapmaya karar verdi.
Vlasselaer’in Avrupa Sayıştayı’nda Kabine Şefi olarak görev yaptığı ve aynı zamanda deneyimli bir pilot olduğu açıklandı. İki kişi, uçağın Rize-Artvin Havalimanı’nın yaklaşık dört deniz mili kuzeybatısında, Çayeli açıklarında kontrollü şekilde denize iniş yapmasının ardından sağ olarak kurtarıldı.
O anlarda ise ekspedisyonun başka bir uçağı olay yerine geri döndü ve kurtarma ekipleri ulaşana kadar yukarıda daire çizerek iki ekip arkadaşını gözünün önünden ayırmadı.
Ardından Sahil Güvenlik ekipleri bölgeye ulaştı; botlar ve dalış timleriyle gerçekleştirilen müdahale sonucunda iki pilot sudan çıkarılarak hastaneye götürüldü. Her ikisinin de sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı ve daha sonra taburcu edildiler.
Bu olayda deneyim ve sakinliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük.
Ama benim için en etkileyici detaylardan biri, yukarıda uçmaya devam eden diğer ekip arkadaşlarımızdı.
Aynı gökyüzünde birlikte uçtuğunuz insanların, işler yolunda gitmediğinde de yanınızda olması…
Belki de bu ekspedisyonun “ekip” olmanın ne demek olduğunu en net gösteren anlarından biriydi.
Gürcistan’da havacılığa açılan yeni bir kapı
Ve tüm bu yolculuk, Gürcistan’da yeni bir dönemin başlangıcına denk geldi.
Ekspedisyonun finali, Kakheti bölgesindeki Kachreti’de açılan Ambassadori Aviation Village ile taçlandı.
5 Eylül’de resmi açılışı gerçekleştirilen proje, 16 hektarlık alanda özel bir havaalanını, uçuş akademisini, havacılık kulübünü ve havacılık odaklı yaşam alanlarını aynı merkezde buluşturuyor. Projenin merkezinde 1.400 metrelik özel pist ve uçakların doğrudan erişebildiği 47 adet “air villa” bulunuyor.
Ama Aviation Village’ı yalnızca bir pist ve konut projesi olarak görmek eksik kalır.
Proje, Gürcistan’ın genel havacılık topluluğu için bir merkez oluşturmayı; uçuş eğitimi, teknik hizmetler, özel havacılık ve havacılık turizmini aynı ekosistem içerisinde geliştirmeyi hedefliyor. Gürcistan hükümeti de projeyi küçük havacılığın ve havacılık turizminin geliştirilmesi açısından önemli bir yatırım olarak değerlendiriyor.
Dolayısıyla Lüksemburg’dan başlayan 26 uçaklık bu uluslararası ekspedisyonun Gürcistan’daki varışı ve ardından Aviation Village’ın açılışına katılması, yolculuğun kendisinden daha büyük bir hikâyenin parçasına dönüştü.
Havacılığın sınırları kaldırdığı bir yolculuk
Lüksemburg’dan başlayan bu yolculuk, aslında yalnızca bir uçuş rotası değildi.
Farklı ülkelerden gelen pilotların kendi uçaklarıyla sınırları aşması, farklı havacılık sistemleri arasında koordinasyon kurulması, Türkiye üzerinden Kafkasya’ya ulaşılması ve yolculuğun Gürcistan’da yeni bir genel havacılık merkezinin açılışıyla sonlanması…
Bütün bunlar, genel havacılığın insanları yalnızca bir noktadan diğerine taşımadığını bir kez daha gösterdi.
Ben bu yolculuğa eşlik ederken, önce yalnızca bir uçuşu deneyimlediğimi düşünüyordum.
Sonra dönüp baktığımda; 26 uçağın aynı apronda yan yana durduğu İstanbul’u, Avrupa’dan Asya’ya Boğaz’ın üzerinden geçişi, farklı ülkelerden pilotların hikâyelerini, Karadeniz’de yaşanan o zor anı, yukarıda arkadaşlarını yalnız bırakmayan ekipleri ve sonunda Gürcistan’da açılan yeni Aviation Village’ı aynı hikâyenin parçaları olarak gördüm.
Fevzi Hoca’nın söylediği gibi, böyle bir deneyim herkese denk gelmiyor.
Bana düşen ise önce bu eşsiz deneyimi yaşamak, sonra da hikâyesini paylaşmak oldu.
Çünkü bazı hikâyeler sadece anlatılmaz.
Önce gökyüzünde yaşanır.
