Dubai’de Arabian Travel Market kapsamında düzenlenen bakanlar sempozyumuna katıldım. Bölgesel gerilimlerin ve belirsizliklerin gölgesinde gerçekleşen bu buluşmada, turizmin geleceğini doğrudan ilgilendiren sorular masaya yatırıldı: Krizlere nasıl hazırlanacağız? Misafirlerimizin güvenini nasıl koruyacağız? Turizm işletmelerinin ayakta kalmasını ve toparlanmanın kalıcı olmasını nasıl sağlayacağız?
Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Özbekistan’dan gelen değerlendirmeler; Avrupa Birliği’nin dayanışma mesajı ve BM Turizm Örgütü’nün küresel yaklaşımı, aynı ihtiyaca işaret ediyordu: Daha güçlü bir turizm için önceden hazırlanmak ve birlikte hareket etmek.
Konuşmaları dinlerken benim için bir düşünce giderek belirginleşti. Bir turizm ülkesinin gerçek gücü, zor günlerde ziyaretçisine, çalışanına ve işletmesine ne kadar sahip çıkabildiğinde ortaya çıkıyor.
Abdulla bin Touq Al Marri: Misafire verilen sözün arkasında durmak
Birleşik Arap Emirlikleri Ekonomi ve Turizm Bakanı Abdulla bin Touq Al Marri, kriz döneminde turistlerin korunmasına ve kamu ile özel sektör arasındaki koordinasyona odaklandı.
Al Marri’nin anlattığına göre, turistlerin zor durumda kaldığında korunmasına yönelik hazırlıklar, yaşanan gelişmelerden çok önce yapılmıştı. Kriz sırasında büyükelçilikler, hava yolu şirketleri, ilgili ülkeler ve yerel yönetimler birlikte çalışarak ziyaretçilerin güvenli dönüşü için harekete geçti. Gerekli masrafların karşılanması da bu sorumluluğun bir parçası olarak ele alındı.
Benim açımdan bu yaklaşımın merkezinde çok temel bir turizm ilkesi bulunuyor: Misafire verdiğiniz sözün arkasında durmak.
Bir destinasyonun itibarı, ziyaretçinin zor durumda kaldığında gördüğü muameleyle yıllar boyunca şekillenebilir. Tanıtım kampanyalarıyla oluşturduğunuz beklentinin gerçek karşılığı, tam da o anda ortaya çıkar.
Al Marri’nin özel sektöre ilişkin değerlendirmeleri de dikkat çekiciydi. İşletmelerin ihtiyaçları dinlenmiş, bir asgari destek çerçevesi hazırlanmış ve yerel yönetimler bu çerçeveyi ilave desteklerle genişletmişti. Yedi emirliğin ortak hareket etmesi, anlatılan deneyimin temel unsurlarından biriydi.
Buradan çıkarılacak ders açık: Kriz yönetiminde kurumların birbirini tanıması, sorumluluklarını bilmesi ve hızlı karar alabilmesi gerekir. İşletmeci hangi desteğe ulaşacağını, misafir ise kime başvuracağını önceden bilmelidir.
Fatima Al Sairafi: Körfez’de birbirini tamamlayan destinasyonlar
Bahreyn Turizm Bakanı Fatima Al Sairafi, konuşmasında bölgesel iş birliğini ve turizm işletmelerinin sürekliliğini öne çıkardı. Biyografi ve görev bilgisi
Al Sairafi’nin önemli tespitlerinden biri, turistlerin Körfez ülkelerini çoğu zaman bir bütün olarak değerlendirmesiydi. Bir ülkede yaşanan olumsuzluk, komşu ülkelerdeki seyahat kararlarını da etkileyebiliyor. Dolayısıyla toparlanmanın bölgesel ölçekte düşünülmesi gerekiyor.
Bahreyn’in başkanlığında gerçekleştirilen Körfez İşbirliği Konseyi Turizm Bakanları Toplantısı’nda kabul edildiğini aktardığı ortak toparlanma planı da bu anlayışa dayanıyor. Birden fazla ülkeyi kapsayan seyahat deneyimleri ve ortak kampanyalarla bölgenin turizmdeki konumunun güçlendirilmesi hedefleniyor.
Bu yaklaşımı önemli buluyorum. Her destinasyon kendi kimliğini koruyarak komşusuyla birlikte değer üretebilir. Bir ülkenin kültürü, diğerinin ulaşım ağı ve bir başkasının doğası aynı seyahati zenginleştirebilir.
Ancak bu iş birliğinin seyahat acentesinin satış ekranına kadar ulaşması gerekir. Ortak vizyonun, ulaşılabilir ve satın alınabilir tur programlarına dönüşmesi şarttır.
Al Sairafi ayrıca sektörle yapılan görüşmeleri, işletmelerin nakit ihtiyaçlarına yönelik destekleri ve turizm yatırımlarının devamını anlattı. Buradaki temel yaklaşım, işletmeleri toparlanma dönemine taşıyabilecek koşulları oluşturmaktı.
Turizmde güven, yatırımcının ve çalışanın geleceğe bakabilmesini de kapsıyor.
Apostolos Tzitzikostas: Avrupa ile Körfez arasında dayanışma
Avrupa Komisyonu’nun Sürdürülebilir Ulaştırma ve Turizmden Sorumlu Komiseri Apostolos Tzitzikostas, Avrupa Birliği’nin Körfez ülkeleriyle ortaklığına ve dayanışmasına vurgu yaptı. Avrupa Komisyonu görev bilgisi
Tzitzikostas’ın konuşmasında öne çıkan iki kavram, hazırlıklı olmak ve iş birliğiydi. Bölgedeki gelişmelerin ulaşım bağlantıları, yakıt maliyetleri ve Avrupa’daki ekonomik koşullar üzerindeki etkilerini anlatarak, krizin sınırları aşan niteliğine dikkat çekti.
Gerçekten de turizmde coğrafi uzaklık, ekonomik etkilerden korunmak anlamına gelmiyor. Körfez’de aksayan bir hava yolu bağlantısı, Avrupa’dan Asya’ya uzanan seyahat planlarını etkileyebiliyor. Artan ulaşım maliyetleri, bir ailenin tatil bütçesine kadar yansıyabiliyor.
Bu nedenle Avrupa ile Körfez arasındaki turizm ilişkisini uzun vadeli bir ortaklık olarak ele almak gerekiyor. Ulaşım, yatırım, eğitim, sürdürülebilirlik ve kriz hazırlığı bu ilişkinin birbirini tamamlayan parçaları.
Benim için konuşmanın en önemli sonucu şuydu: İş birliğinin temeli iyi günlerde atılmalı. Kriz geldiğinde birbirini tanıyan ve birlikte çalışmayı öğrenmiş kurumlar çok daha hızlı hareket edebilir.
Shaikha Al Nuwais: Toparlanmanın temelinde güvenilir bilgi var
BM Dünya Turizm Örgütü’nün, Genel Sekreteri Shaikha Al Nuwais, küresel koordinasyon ve güvenilir verinin önemini vurguladı.
Al Nuwais, Körfez İşbirliği Konseyi ile yürütülen temasları ve üye ülkelere güncel bilgi sunmak amacıyla geliştirilen veri panelini anlattı. Turist hareketlerinin, seyahat eğilimlerinin ve hava yolu bağlantılarındaki değişimlerin izlenmesi, ülkelerin toparlanma kararlarını destekleyen araçlar olarak öne çıktı.
Bu yaklaşım, turizm yönetiminin önemli bir ihtiyacına cevap veriyor. Hangi pazarda talep geri geliyor? Hangi ulaşım bağlantısı eksik? İnsanların seyahat kararları nasıl değişiyor? Tanıtım bütçesi hangi pazarda daha etkili kullanılabilir?
Bu soruların yanıtlarını bilmeden toparlanmayı yönetmek güçleşir.
İyimserlik sektöre moral verir. Sağlam bilgi ise hangi adımı ne zaman atacağımızı gösterir. Al Nuwais’in değerlendirmesi, uluslararası kuruluşların bilgi paylaşımı ve koordinasyon kapasitesinin ülkeler için taşıdığı değeri ortaya koyuyordu.
Özbekistan’ın katkısı: Turizmi on iki aya yaymak
Özbekistan temsilcisinin açıklamaları da tartışmaya somut bir boyut kazandırdı. İlkbahar ve sonbaharda yoğunlaşan talebi yıl geneline yaymak için kültür turizminin yanında dağ, doğa, sağlıklı yaşam ve macera turizminin geliştirilmesi üzerinde duruldu. Yeni otel yatırımları, yeni pazarlar ve düşük sezon için uygulanan destekler anlatıldı.
Bir otelin açık kalması; çevresindeki restoranın, rehberin, üreticinin ve ulaşım işletmesinin de çalışabilmesine bağlıdır. On iki aylık turizm, bütün bu yapının birlikte işlemesini gerektirir.
Türkiye için ders: Güveni bir sisteme dönüştürmek
Dubai’de dinlediğimiz konuşmaların Türkiye açısından önemli karşılıkları var.
Misafir güvencesini, işletmelerin sürekliliğini, yerel üretimi ve uluslararası iş birliğini aynı turizm politikasının parçaları olarak ele almalıyız. Bakanlıklar, yerel yönetimler, hava yolu şirketleri, oteller ve seyahat acenteleri arasındaki ilişkileri iyi günlerde güçlendirmeliyiz.
Panelde gündeme gelen yerel tedarik konusu da bu bütünün bir parçasıydı. Otelin gıdasını temin edebilmesi, alternatif kaynaklara ulaşabilmesi ve çevresindeki üreticilerle sağlam ilişkiler kurması, hizmetin devamlılığını doğrudan etkiliyor.
Yerel çiftçiye ve küçük işletmeye yapılan yatırım, turizmin dayanıklılığına da katkı sağlıyor.
Bugün Arabian Travel Market’te farklı ülkelerin ve kurumların temsilcilerini dinlerken, turizmin geleceğinin ne kadar ortak sorumluluk gerektirdiğini bir kez daha gördüm.
Benim için güçlü bir turizm ülkesinin en değerli vaadi şudur: ülkemize geldiğinizde sizi iyi ağırlayacağız; zor bir gün yaşadığınızda da yanınızda olacağız

