Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kayıp Uçak: MH370

8 Mart 2014 gecesi Kuala Lumpur’dan Pekin’e gitmek üzere havalanan

8 Mart 2014 gecesi Kuala Lumpur’dan Pekin’e gitmek üzere havalanan bir Boeing 777, 239 insanla birlikte gökyüzünde kayboldu. İlk bakışta sıradan bir uçuş gibi başlayan MH370 sefer sayılı uçuş, birkaç saat içerisinde havacılık tarihinin en büyük gizemlerinden birine dönüştü. Aradan geçen 12 yıldan fazla zamana, milyonlarca kilometrekarelik okyanusun taranmasına ve dünyanın en gelişmiş arama teknolojilerinin kullanılmasına rağmen uçağın enkazına hala ulaşılamadı.

Peki MH370’e ne oldu?

Bu sorunun cevabını ararken önce o güne dönmemiz gerekiyor.

Malaysia Airlines’ın MH370 sefer sayılı uçuşu, 8 Mart günü saat 00.41’de Kuala Lumpur Uluslararası Havalimanı’ndan Pekin’e gitmek üzere havalandı. Uçakta 227 yolcu ve 12 mürettebat bulunuyordu. 9M-MRO tescilli Boeing 777-200ER, 2002 yılında hizmete girmiş, olaydan önce hiç emniyet ve güvenlik problemi yaşamamış,oldukça deneyimli bir uçaktı.

Uçuşun ilk anları tamamen normaldi. Boeing 777, Güney Çin Denizi üzerinden kuzeydoğuya doğru ilerliyor ve Pekin’e ulaşması bekleniyordu. Kalkıştan yaklaşık 38 dakika sonra uçak ile Malezya hava trafik arasındaki son telsiz görüşmesi gerçekleşti. Kokpitten gelen son mesaj, yıllarca bütün dünyanın MH370 ile ilişkilendireceği kısa bir cümleydi:

“İyi geceler, Malezya 370”

Bu konuşmanın ardından birkaç dakika içerisinde uçağın sinyali kesildi. Sivil hava trafik kontrol radarlarında MH370 artık görünmüyordu. İlk anda bunun teknik bir arıza olabileceği düşünüldü. Malezya askeri radarları uçağı takip etmeye devam etti.

MH370, planlanan rotasında Pekin’e doğru ilerlemek yerine keskin bir dönüş yapmış, batıya yönelerek Malay Yarımadası’nı geçmiş ve Andaman Denizi’ne doğru ilerlemişti. Saat 02.22 civarında askeri radarın da menzilinden çıktı.

Bundan sonra uçak artık radar ekranlarında yoktu. Fakat hala uçuyordu.

 

MH370 soruşturmasının en önemli dönüm noktası, uçağın radar görüntülerinin kaybolmasından çok sonra ortaya çıkan uydu verileri oldu. Uçağın uydu ağlarıyla gerçekleştirdiği otomatik bağlantılar, Boeing 777’nin kaybolduktan sonra bir süre daha havada kaldığını gösteriyordu. Bu bağlantılar uçağın kesin konumunu vermiyordu ancak sinyallerin zamanlama ve frekans özellikleri kullanılarak uçağın izlediği muhtemel rota hesaplanabiliyordu.

Ortaya çıkan tablo şaşırtıcıydı.

MH370’in kuzeye, yani Çin’e doğru devam etmediği; aksine güneye yönelerek Hint Okyanusu’na doğru ilerlediği düşünülüyordu. Araştırmacılar, uçağın son uydu iletişimlerinden yola çıkarak Güney Hint Okyanusu üzerinde geniş bir güzergah belirledi. Daha sonra “yedinci bölge” olarak anılan bu alan, yıllarca süren arama çalışmalarının merkezine dönüştü.

Böylece ilk günlerde Güney Çin Denizi’nde başlatılan arama çalışmaları tamamen değişti. Aranan uçak artık Asya’nın güneydoğusunda değil, Avustralya’nın batısında, dünyanın en ıssız ve en zorlu denizlerinden birinin altında olabilirdi.

Sorun ise yalnızca bölgenin büyüklüğü değildi. Hint Okyanusu’nun bu kısmında deniz tabanı yer yer kilometrelerce derinliğe ulaşıyor, hava ve deniz şartları arama çalışmalarını zorlaştırıyor ve araştırmacıların elinde uçağın kesin konumunu gösteren tek bir veri bile bulunmuyordu.

Yine de arama başladı.

MH370 için yürütülen operasyon kısa sürede havacılık tarihinin en büyük arama çalışmalarından birine dönüştü. Gemiler, uçaklar, denizaltı araçları ve gelişmiş sonar sistemleri kullanılarak Güney Hint Okyanusu’nun geniş bir bölümü tarandı.

2014 ile 2017 yılları arasında yaklaşık 120 bin kilometrekarelik deniz tabanı incelendi. Ancak Boeing 777’nin enkazına ulaşılamadı. 2018 yılında Ocean Infinity şirketi tarafından gerçekleştirilen aramalar da sonuçsuz kaldı ve böylece yıllar içerisinde devasa bir alan araştırılmış olmasına rağmen uçağın nerede olduğu konusunda bir cevap bulunamadı.

Fakat okyanus tamamen sessiz değildi. 2015 yılında Reunion Adası’nda bulunan bir Boeing 777 flap ve aileronların MH370’e ait olduğu doğrulandı. Daha sonra Hint Okyanusu’nun batısındaki çeşitli bölgelerde bulunan başka parçaların da uçağa ait olduğu belirlendi. Bu parçalar, uçuşun Hint Okyanusu’nda sona erdiğine ilişkin önemli fiziksel kanıtlar sağladı.

Ancak burada başka bir problem vardı. Enkaz parçalarının küçük bir kısmı bulunmuş olsa da uçağın ana gövdesi bulunamamıştı. Okyanus akıntıları parçaları yüzlerce, hatta binlerce kilometre sürükleyebiliyordu. Dolayısıyla kıyıya vuran bir parçanın bulunduğu yer, uçağın düştüğü yer anlamına gelmiyordu.

Peki Kokpitte Neler Oldu?

MH370’in gizemini büyüten asıl soru ise uçağın nereye gittiğinden çok, neden rotasını değiştirdiğiydi.

Soruşturmalarda teknik arıza, yangın, kabin basıncı problemi, kaçırılma ve uçaktaki kişilerden birinin kasıtlı müdahalesi dahil olmak üzere farklı ihtimaller değerlendirildi. Bu ihtimaller arasında en çok tartışılan isimlerden biri ise uçağın kaptanı Zaharie Ahmad Shah oldu.

Havacılık ve teknoloji meraklısı olan Kaptan Shah’ın evinde, birden fazla monitör ve orijinal kokpit panellerinden oluşan oldukça gelişmiş bir Boeing 777 simülatörü bulunuyordu. Microsoft Flight Simulator X tabanlı bu sistem, sıradan bir bilgisayar oyunundan çok daha fazlasını andırıyordu. Ancak soruşturmayı asıl ilgilendiren şey, simülatörün varlığından ziyade içindeki uçuş kayıtlarıydı.

Araştırmacılar; Shah’ın evinde yaptığı çalışmalar sonucunda simülatör geçmişinde, MH370’in gerçek uçuşuyla neredeyse aynı olan bir rota üzerinden ilerlediği ve daha sonra güneye doğru yön değiştirdiği uçuş senaryolarına rastladı. Bu durum, kaptanın kayıp uçuşun rotasını daha önce simülatöründe defalarca çalıştığını gösteriyordu ve Shah üzerindeki şüpheler daha da arttı.

Ancak burada önemli bir ayrıntı vardı. Bu kayıtların bulunması, Shah’ın MH370’i kasıtlı olarak aynı rotaya götürdüğünü kanıtlamıyordu. Simülatörde farklı uçuş senaryolarının denenmiş olması tek başına bir suçun delili olarak kabul edilemezdi. Nitekim bugüne kadar ortaya çıkan kanıtlar da kaptanın uçağı neden rotasından çıkardığını kesin biçimde açıklamaya yetmedi.

Malezya’nın 2018 yılında yayımladığı nihai soruşturma raporu da kayboluşun kesin nedenini ortaya koyamadı. Raporda, uçağın rotasındaki değişikliklerin büyük ihtimalle sistemlerin normal çalışma biçimiyle açıklanamayacak bir müdahaleyi içerdiği değerlendirilirken; bunu kimin, hangi amaçla yaptığı belirlenemedi.

Dolayısıyla Shah’ın simülatörü, MH370 dosyasındaki en dikkat çekici ayrıntılardan biri olarak kaldı.

MH370 İçin Yeni Bir Umut Var mı?

Aslında bu dosyanın tamamen kapanmamasının bir nedeni var. Uçağın enkazının bulunması, yıllardır cevapsız kalan pek çok sorunun çözülmesini sağlayabilir. Kara kutulara ulaşılması halinde son uçuşun dakikaları, kokpitte yaşananlar ve uçağın neden rotasını değiştirdiği konusunda bugünkünden çok daha net bir tablo ortaya çıkabilir.

Tüm bunların yanı sıra, 239 kişinin geride kalan ailelerinin bir kısmı, uçakta bulunan herkesin hayatını kaybettiğini düşünüyor; bir kısmı ise uçağın kaçırıldığına ve yolcular ile mürettebatın bir yerlerde hala hayatta olduğuna inanıyor. Hatta bazı aileler, bulunan uçak parçalarının kasten okyanusa bırakıldığı ve gerçeğin gizlenmeye çalışıldığı görüşünde.

Bu nedenle arama çalışmaları 2017 ve 2018’deki başarısızlıklara rağmen tamamen sona ermedi.

2025 yılında Ocean Infinity yeniden Güney Hint Okyanusu’nda çalışmaya başladı. Şirketin yürüttüğü son operasyon da uçağı bulamadan sona erdi ancak Malezya hükümeti arama anlaşmasını 2027’ye kadar uzattı. Ocean Infinity’nin önünde hala incelenmemiş yeni bir alan bulunuyor ve şirketin gemilerinin deniz şartlarının daha uygun olduğu dönem olan Kasım 2026 ile Nisan 2027 arasında yeniden bölgeye dönmesi bekleniyor. Anlaşmaya göre, şirketin uçağı bulamaması halinde arama çalışmalarının masrafı için Malezya’dan ödeme almayacak olması da operasyonun dikkat çeken ayrıntılarından biri.

MH370’in hikayesi, modern havacılığın bütün teknolojik imkanlarına rağmen hala çözülemeyen bir bilmece olarak karşımızda duruyor. Radar kayıtları, uydu verileri ve bulunan enkaz parçaları bize uçuşun son saatleri hakkında önemli ipuçları verse de 8 Mart 2014 gecesinde tam olarak ne yaşandığını bilmiyoruz.

Bu akılalmaz hikayeyi daha ayrıntılı incelemek isteyenlere, içerisinde çeşitli belge ve röportajların da yer aldığı Netflix yapımı 3 bölümlük ‘MH370: Kayıp Uçak’ belgeselini tavsiye ederim.

Belki bir gün Güney Hint Okyanusu’nun derinliklerinde uçağın gövdesi bulunacak, kara kutu çıkarılacak ve 8 Mart 2014 gecesinde kokpitte neler yaşandığını nihayet öğreneceğiz.

Belki de çoğunluğu Çin ve Malezya vatandaşı olan, aralarında ABD, Fransa, Avustralya ve iki sahte pasaportlu İran vatandaşının da bulunduğu, 5’i çocuk toplam 239 insanı taşıyan Boeing 777; havacılık tarihinin çözülemeyen en büyük gizemlerinden biri olarak kalacak.

Ve biz hala aradan geçen 12 yıla rağmen aynı sorunun cevabını arıyoruz:

MH370 nerede?