NASA’nın Explorer 6 uydusu, 7 Ağustos 1959’da uzaya gönderilmişti. Görevin ana amacı Dünya’nın manyetik alanını, radyasyon kuşaklarını ve üst atmosferi incelemekti. Ancak uydu üzerinde bulunan deneysel tarama sistemi, tarihe geçecek başka bir sonuç verdi.
14 Ağustos’ta Explorer 6, yaklaşık 27 bin kilometre yükseklikten Dünya’nın güneşle aydınlanan bir bölümünü görüntüledi. Fotoğrafta Orta Pasifik üzerindeki bulut örtüsü seçilebiliyordu. Görüntünün Dünya’ya aktarılması yaklaşık 40 dakika sürdü.
Fotoğraf Neden Bu Kadar Kötüydü?
Bugünkü anlamıyla bir dijital kamera kullanılmıyordu.
Explorer 6, Dünya’dan yansıyan ışığı tarayarak parlaklık verilerini radyo sinyalleri halinde yer istasyonuna gönderiyordu. Üstelik uydunun güneş panellerinden birindeki sorun nedeniyle sistem beklenen gücün yalnızca yaklaşık yüzde 63’üyle çalışıyordu. Bu da alınan verinin kalitesini daha da düşürdü.
Ortaya çıkan görüntü keskin değildi, renkli değildi ve Dünya’nın tamamını bile göstermiyordu.
Ama önemli olan fotoğrafın güzelliği değildi.
Bir uydunun yörüngeden Dünya’yı gözlemleyip görüntüyü tekrar yere gönderebileceği kanıtlanmıştı.
Bir Yıl Sonra Hava Durumu Uzaydan İzlenmeye Başladı
Explorer 6’nın bu erken denemesinden yalnızca aylar sonra TIROS-1 gibi meteoroloji uyduları çok daha kullanışlı Dünya görüntüleri göndermeye başladı. Böylece bulut sistemlerini ve büyük hava olaylarını uzaydan takip etmek mümkün hale geldi.
Aradan geçen onlarca yılda aynı fikir dev bir sektöre dönüştü.
Bugün uydular;
hava durumunu tahmin ediyor, kasırgaları takip ediyor, orman yangınlarını tespit ediyor, tarım alanlarını inceliyor, haritalama yapıyor ve askeri istihbarat topluyor.
1959’daki görüntü bütün bunların yanında neredeyse anlamsız görünecek kadar ilkel.
Ama teknolojide bazen önemli olan ilk görüntünün ne kadar net olduğu değil, o görüntünün daha önce mümkün olmayan bir şeyi mümkün hale getirmesi.
Explorer 6’nın 14 Ağustos 1959’da gönderdiği o birkaç bulanık piksel de insanlığın Dünya’ya artık yalnızca üzerinde yaşadığı bir yerden değil, yukarıdan gözlemlenebilen bir gezegen olarak bakmaya başladığı anlardan biri oldu.
