10 Ağustos 2006 sabahı İngiltere’de büyük bir güvenlik operasyonu başladı.
İngiliz güvenlik güçleri, İngiltere’den ABD ve Kanada’ya gidecek yolcu uçaklarında sıvı patlayıcı kullanmayı planlayan bir gruba yönelik operasyon düzenledi.
Planın temel fikri, patlayıcı maddeleri sıradan içeceklerin veya diğer sıvı ürünlerin içine gizleyerek havalimanı güvenliğinden geçirmekti. İngiliz Parlamentosunun daha sonra hazırladığı rapor da operasyonun, el bagajında taşınacak sıvı patlayıcılarla birden fazla uçağın hedef alınması şüphesi üzerine gerçekleştirildiğini kaydetti.
Güvenliğin Zayıf Noktası Sıvılardı
O dönemde havalimanı güvenliği silahlar, bıçaklar ve katı patlayıcılar gibi tehditleri tespit etmeye yoğunlaşmıştı.
Ancak sıvılar çok daha farklı bir problem yaratıyordu.
Bir içeceğin, kozmetik ürünün veya başka bir sıvının gerçekten zararsız olup olmadığını standart güvenlik cihazlarıyla hızlı biçimde anlamak kolay değildi.
Saldırı planı da tam olarak bu açığı kullanmayı hedefliyordu.
Plan ortaya çıkarıldığında İngiltere’de havalimanları olağanüstü güvenlik önlemlerine geçti. El bagajlarına ciddi kısıtlamalar getirildi, binlerce yolcu uzun kuyruklarda bekledi ve çok sayıda uçuş aksadı.
Ancak olayın kalıcı sonucu birkaç günlük kaostan çok daha büyük oldu.

100 ml Kuralı Böyle Doğdu
Saldırı planının ardından Avrupa ve ABD, yolcuların kabine taşıyabileceği sıvılar için yeni kurallar geliştirdi.
Avrupa Birliği Kasım 2006’da, güvenlik kontrolünden geçirilecek sıvıların her biri en fazla 100 ml hacimli kaplarda taşınmasına izin veren düzenlemeyi devreye aldı.
ABD’de ise TSA benzer şekilde bugün “3-1-1” olarak bilinen uygulamayı geliştirdi: yaklaşık 100 ml’ye denk gelen 3,4 ons büyüklüğündeki kaplar, şeffaf bir poşet içerisinde taşınabilecekti. TSA bugün bile bu kuralın kökenini doğrudan Ağustos 2006’da ortaya çıkarılan transatlantik uçak saldırısı planına bağlıyor.
Böylece dünyanın dört bir yanındaki yolcuların bugün hala karşılaştığı en tanınmış havalimanı güvenlik kurallarından biri ortaya çıktı.

Neden Tam 100 ml?
100 ml sınırı, “100 ml patlayıcı değildir” anlamına gelmiyor.
Mantık daha farklı.
Amaç, bir yolcunun güvenlik kontrolünden geçirerek kabine sokabileceği potansiyel olarak tehlikeli sıvı miktarını sınırlamak ve güvenlik personelinin kontrol edebileceği standart bir sistem oluşturmak.
Yolcuların sıvıları tek bir şeffaf poşette taşımasının istenmesi de kontrolleri hızlandırmayı ve güvenlik görevlilerinin taşınan miktarı daha kolay görmesini sağlıyor.
Başka bir deyişle kural, tek başına şişenin büyüklüğünden çok risk yönetimi üzerine kurulu.
20 Yıl Sonra Kural Değişmeye Başlıyor
İlginç olan ise 2006’da teknolojik sınırlamalar nedeniyle getirilen kuralın bugün yeni teknolojiler sayesinde yeniden tartışılıyor olması.
Yeni nesil CT güvenlik tarayıcıları, bagajın üç boyutlu görüntüsünü oluşturabiliyor ve bazı sıvıların içeriğinin daha ayrıntılı analiz edilmesini sağlıyor.
İngiltere hükümeti de bu teknolojilerin yaygınlaşmasıyla yolcuların sıvıları ve büyük elektronik cihazları çantalarından çıkarmadan güvenlikten geçebileceği sisteme geçiş üzerinde çalışıyor. Hükümet, yeni teknolojinin uzun vadede klasik 100 ml kısıtlamasının kaldırılmasının önünü açabileceğini açıklamıştı.
Ancak uygulama havalimanından havalimanına değişebildiği için 100 ml kuralı birçok noktada hala geçerliliğini koruyor.

Bir Saldırı Planı Milyarlarca Yolcunun Alışkanlığını Değiştirdi
10 Ağustos 2006’da planlanan saldırılar gerçekleşmedi.
Fakat planın ortaya çıkarılması, havacılık güvenliği üzerinde kalıcı bir iz bıraktı.
Bugün dünyanın herhangi bir yerinde güvenlik görevlisinin çantanızdaki su şişesini çöpe attırması, parfümünüzün hacmini kontrol etmesi veya sıvılarınızı şeffaf bir poşete koymanızı istemesi aslında 20 yıl önce engellenen bu saldırı planının doğrudan sonucu.
Havacılık güvenliğinde bazı kurallar büyük kazalardan sonra, bazıları ise saldırılardan sonra ortaya çıkıyor.
100 ml kuralı ise hiç gerçekleşmeyen ancak gerçekleşmesi halinde havacılık tarihinin en büyük saldırılarından birine dönüşebilecek bir planın ardından milyarlarca yolcunun seyahat alışkanlığını değiştiren en görünür güvenlik miraslarından biri oldu.
