Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Boğaz’ın Sessiz ve Renkli Mahallesi: Kuzguncuk

Anadolu Yakası’nın özel semtlerinden olan Kuzguncuk, yaklaşık 1.5 km²’lik bir alanda yerleşik,

Anadolu Yakası’nın özel semtlerinden olan Kuzguncuk, yaklaşık 1.5 km²’lik bir alanda yerleşik, 7 adet cadde ve bir çoğu dar 46 adet sokaktan oluşan İstanbul Boğazı’nın Paşalimanı ile Beylerbeyi arasındaki kıymetlisidir.

İstanbul’un en eski ve en özgün semtlerinden biri olan Kuzguncuk, Boğaz kıyısında hem tarihi hem de ruhuyla insanı içine çeken bir yerleşimdir. Çeşitliliğin ve hoşgörünün simgesi olan bu mahalle, ahşap evleri, dar sokakları, bahçeleri ve Boğaz’a açılan huzurlu manzaralarıyla şehrin karmaşasından uzaklaşmak isteyenler için bir sığınak gibidir.

Kuzguncuk’un bilinen ilk yerleşim izleri M.S. 4.–6. yüzyıllara uzanır. Bizans döneminde semtin adı Kosinitsa idi. 9.–11. yüzyıllarda altın yaldızlı kiremitlerle süslü bir kiliseden dolayı Hrisokeramos, yani “Altın Kiremit” adıyla anılmıştır.

1453’te İstanbul’un fethinden sonra bölgeye Türkler yerleşmiş, 17.–18. yüzyıllardan itibaren ise bugünkü adı olan Kuzguncuk resmi kayıtlarda görülmeye başlamıştır. Adının kökeni kesin değildir; kimileri kuzgun kuşundan geldiğini, kimileri burada yaşamış olan Kuzgun Baba adlı dervişe dayandığını söyler. Başka bir görüş ise ismin Rumca ya da Ermenice kökenli olduğu yönündedir.

Osmanlı döneminde uzun süre bir balıkçı köyü olarak yaşayan Kuzguncuk, çınar ağacı, kitabeli çeşmesi, camileri ve daha sonra eklenen sinagog ile kiliseleriyle farklı kültürlerin iç içe yaşadığı bir semt kimliği kazanmıştır. 1492’de İspanya’dan göç eden Sefarad Yahudileri için Osmanlı’daki ilk yerleşim duraklarından biri olması da bu çok kültürlü yapıyı daha da pekiştirmiştir.

Bugün Kuzguncuk, yan yana duran cami, sinagog ve kiliseleriyle hoşgörünün simgesi, tarihi dokusuyla ise Boğaz’ın en özel semtlerinden biridir.

Kuzguncuk’u farklı kılan sadece tarihi değildir. Dar sokaklarında dolaşırken her köşede çiçeklerle süslenmiş cumbalı evler, gölge veren ağaçlar ve mahalle kültürünü yaşatan küçük dükkânlarla karşılaşılır. Semtin kalbi sayılan Bostan, mahalle sakinlerinin birlikte ürettiği ve paylaştığı bir alan olarak Kuzguncuk’un dayanışma ruhunu yansıtır.

Bugün Kuzguncuk, sanat galerileri, kafeleri, atölyeleri ve dizilere ev sahipliği yapan sokaklarıyla da ilgi görür. Hem sakin bir İstanbul deneyimi sunar hem de şehrin kültürel çeşitliliğini en saf haliyle hissettirir.

Kuzguncuk, tarihi kökleriyle İstanbul’un geçmişine ışık tutarken, günümüzde de samimiyetini ve çokkültürlü yapısını korumayı başaran nadir semtlerden biridir. Ahşap evleri, ibadethaneleri ve sıcak mahalle yaşamıyla burası, İstanbul’un sadece görkemli değil aynı zamanda insani yüzünü de gösterir.

Asırlık çınar ağaçlarına bütün bir tepeyi kaplayan Fethi Ahmed Paşa Korusu eşlik eder. Hanımeli kokulu daracık sokakları, ana caddede genellikle kâgir (taş), arka sokaklarda ise bahçeli ahşap evleri, Boğaz manzarası, yalıları, çay bahçeleri, tarihi ve şık pastaneleri, sanat galerileri ve hoşgörünün mimari bir belgesi gibi yan yana bulunan Kuzguncuk Camii, Bet Yaakov Sinagogu ve Surp Krikor Ermeni Kilisesi ile Kuzguncuk, hoşgörünün simgesidir.

Kuzguncuk, yaşattığı mahalle kültürü, dini ve tarihi zenginliği, koruma altındaki ahşap evleri, kadın işletmecilerin açtığı özel mekanları, kuşaklardır devam eden aile işletmeleri ile İstanbul içinde tatlı bir huzur almak isteyenlerin uğrak yeri haline gelmiştir.

İstanbul’un Anadolu yakasında ilk Musevi yerleşim yeri olan semt, yüzyıllardır Museviler, Rumlar, Ermeniler ve Türkler’in bir arada kardeşçe yaşadığı nadir yerlerdendir.

1492’de İspanya’da Katolik Krallığı’nın (Ferdinand ve Isabella) yayımladığı Alhambra Fermanı ile Yahudilere ya Hristiyan olmaları ya da ülkeyi terk etmeleri emredildi. Bu baskı, özellikle Sefarad Yahudileri (İber Yarımadası’ndaki Yahudiler) için büyük bir göç dalgasına yol açtı. Yaklaşık 100.000–150.000 Yahudi, İspanya ve Portekiz’den sürüldü. Bir kısmı Kuzey Afrika, İtalya gibi yerlere giderken, büyük bir grup Osmanlı topraklarına, özellikle İstanbul, Selanik, İzmir, Edirne,  Bursa, Safed (Filistin bölgesi) ve Üsküp, Saraybosna gibi Balkan şehirlerine yerleştirildiler. Rivayete göre II. Bayezid, Katolik krallar için “Bu krallar kendi ülkelerini fakirleştirip benim ülkemi zenginleştiriyorlar” diyerek Yahudilere kapılarını açtı. Ticaret, matbaacılık, tıp, diplomasi ve zanaatta Yahudiler önemli roller üstlendiler. Bu göç, imparatorluğun ekonomik, kültürel ve bilimsel açıdan güçlenmesine katkıda bulundu. Osmanlı’nın hoşgörü politikasının dikkat çekici bir örneği oldu.

Kuzguncuk’u seçme sebepleri arasında coğrafi konumu,
Osmanlı’nın izlediği göçmen politikası, mahallenin çok kültürlü yapısı ve Boğaziçi hattındaki güvenli kıyı köyü olması yer alır.

Osmanlı döneminde ve 20. yüzyılın başlarında Kudüs, hem uzak hem masraflı bir yolculuktu; Kuzguncuk’taki cemaat ise Filistin bölgesinden göç edenlerle doluydu, bu da bölgeyi kutsal topraklara bağlı hissettiriyordu. Kudüs’e gitme imkânı olmayan Museviler için sembolik bir “hac” noktası haline gelmişti.
Rivayete göre, özellikle Bet Yaakov Sinagogu’nda dua eden ve cemaatle ibadet eden bazı kişiler, “yarı hacı” sayılırdı. Bunun dini bir “resmi” kuraldan çok, cemaatin kendi içinde oluşan manevi bir gelenek olduğu da düşünülüyor.

Kuzguncuk, iki sinagog, iki Rum kilisesi, Ermeni kilisesi ve iki camisiyle manevi zenginliği kültür mozaiği ile birleştirmiş özel bir semttir. Bu yönüyle de Kuzguncuk yıllardır sadece yaşayanlarına değil ziyaret edenlere de huzur ve güven vermeye devam ediyor.

Kuzguncuk, doğal güzelliği, korunmuş mimarisi ve mahalle dokusuyla çok sayıda dizi, sinema filmi ve reklama ev sahipliği yapmış tarihi bir semttir. Bu semtin nostaljik atmosferi özellikle mahalle temalı yapımlar için ideal bir mekândır. Haydi hafızamızı geriye götürüp burada çekilen dizileri hatırlayalım:
Perihan Abla (1986–1988), Süper Baba (1993–1997), Tatlı Hayat (2001–2004), Ekmek Teknesi (2002–2005), Hayat Bilgisi (2003–2006) dizileri Kuzguncuk’ta çekilirken Kırık Kanatlar, Aliye, İkinci Bahar, İstanbul’un Altınları gibi dizilerde de semt dekor olarak kullanıldı. Ayrıca, Babam ve Oğlum, Dedemin İnsanları, Issız Adam, Vizontele, Benim Dünyam gibi filmlerde de semtin sokakları, sahil hattı veya evleri görsel zemin olarak kullanıldı.

Tarihi Kuzguncuk Fırını’ndan alınan sıcak simitlerle Çınaraltı Kahvesi’nin Boğaz manzarasına karşı çay içmek hayatın aceleye gerek olmadığını hatırlatırken, Türkiye’nin ilk kadın ocakbaşı şefi olan Yaren Çarpar tarafından kurulmuş Dafni Ateşbaşı en özel ve özgün seçenek olarak öne çıkıyor.

Burada simidin çıtırtısı, çayın buharı ve Boğaz’ın serin esintisiyle ruhu dinlendiren bir sabah duası gibidir. Üzerine karşı masadan verilen selam, esnafın sorulan hatrı, ağacın gölgesi ve dalgaların kıyıya fısıltısında simit ve çay bir semt geleneğidir.

Kuzguncuk Gezilecek Yerler

Kuzguncuk, İstanbul’un hem tarihi hem de kültürel olarak en zengin semtlerinden biridir. Küçük ama karakter dolu sokakları, çokkültürlü geçmişi, sanatla iç içe yaşayan yapısı ve korunan mimarisiyle bir açık hava müzesi gibidir. İşte Kuzguncuk’ta gezilecek yerler:

1. Kuzguncuk Camii (Yeni Camii / Cami-i Cedid): 1587’de Mimar Davud Ağa tarafından yapılmıştır. Cami, sahil kenarında Boğaz’a bakan konumuyla Kuzguncuk’un simgelerindendir. Yanında bir de tarihi mezarlık bulunur.

2. Bet Yaakov Sinagogu: 1878’de inşa edilen bu sinagog, günümüzde hâlâ aktif ibadete açıktır. Hafta içi ziyaret için randevu gerekir. İbranice kitabeleriyle Kuzguncuk’taki Yahudi mirasının en güçlü izlerindendir.

3. Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi: 1861’de yapılmıştır. Dışarıdan sade, içerisi ise oldukça gösterişli ahşap işçilik barındırır. Kuzguncuk’taki Ermeni cemaatinin ana ibadethanesidir.

4. Ayios Panteleimon Rum Ortodoks Kilisesi: 1831 yapımıdır. Kubbesi ve çan kulesiyle dikkat çeker. İç mekânı Bizans tarzı fresklerle süslüdür. Cuma akşamı ayinleri zaman zaman halka açıktır.

5. Kuzguncuk Bostanı (İcadiye Bostanı): 7000 m²’lik yeşil alan, semtin tam ortasında yer alır. Semtin çok kültürlü yapısına uygun olarak Müslüman, Ermeni, Yahudi ve Rum mahalle sakinleri tarafından ortak şekilde işlenmiş. 1990’lardan sonra arazi üzerine otopark, okul veya konut yapılması gibi projeler gündeme geldi; mahalle halkı buna karşı çıktı.
2014’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi mülkiyeti aldı ve mahalle baskısıyla yeşil alan olarak korunması kararı verildi. Günümüzde hem topluluk bahçesi hem etkinlik alanı olarak kullanılıyor. Mahalle sakinleri küçük parseller kiralayıp mevsimlik sebze-meyve yetiştiriyor. Mahalleli için sadece bir tarım alanı değil, aynı zamanda ortak yaşam ve dayanışma mekânı. Yaz aylarında açık hava sineması, konser, sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Çocuklar için doğa atölyeleri, kompost yapımı ve ekoloji eğitimleri düzenleniyor.

6. Perihan Abla Sokağı: Asıl adı: Simithane Sokak’tır Meşhur “Perihan Abla” dizisinin 1986–1988 yılları arasında çekildiği sokaktır. Rengârenk ahşap evleri, çiçekli balkonları ve tarihi bakkallarıyla nostalji sevenler için bir durak.

7. Kuzguncuk Çarşısı ve Sanat Galerileri: Ana cadde olan İcadiye Caddesi boyunca antikacılar, kitapçılar, sanat galerileri, organik ürün dükkanları vardır. Naftalin, Kuzguncuk Balıkçısı, Çikolatacı Aziz Bey, Emek Kafe gibi hem tarihi hem de lezzetli duraklar önerilir.

8. Nail Kitabevi: Küçük ama zengin içerikli bir kitabevidir. Kahve eşliğinde kitap okuyabilir, sanat kitapları ve edebiyat eserlerini karıştırabilirsiniz.

9. Kuzguncuk Sanat Galerileri: Semtte birçok butik sanat galerisi ve atölye yer alır: Kuzguncuk Sanat Galerisi, İcadiye Art Studio, Kuzguncuk Atölyesi’dir. Özellikle hafta sonları sergi ve atölye etkinlikleri yapılır.

10. Kuzguncuk Sahili: Boğaz’a nazır oturabileceğiniz, çay içebileceğiniz küçük ama huzurlu bir kıyı şerididir. Güneş batarken manzarası özellikle etkileyicidir.

Akşamüstü sokak lambaları yanarken bir daha turlamadan gitmeyin. Zira, gündüzü ayrı gecesi ayrı güzeldir bu eşsiz semtin. Gün batarken Kuzguncuk bambaşka bir atmosfere bürünür. Sokak lambaları, ahşap evlerin gölgeleri, çay kokusu ve serinlik paha biçilmezdir.

Abdullah Ağa Camii, Osmanlı’da III. Murat’ın Bostancıbaşısı Abdullah Ağa tarafından 1581 yılında inşa edilmiştir. İstanbul’un güvenliği ve Boğaz kıyılarının asayişiyle ilgilenen önemli bir hayırsever Beylerbeyidir. II. Mahmut tarafından onarılmıştır. Camii kare planlı, tek kubbeli, tek minareli Osmanlı tarzındadır. Bahçe sonradan taşla döşenmiştir. Sıbyan mektebi olarak hizmet veren iki katlı klasik Osmanlı ahşap yapısı 2014’te restorasyona girip günümüzde Kuran kursu olarak kullanılmaktadır.

Kuzguncuk Kastamonu Köy Pazarı: Hem yöresel ürünleri hem de semtin tarihi dokusunu bir arada sunan, 30 yılı aşkın bir süredir hizmet veren mekanda Türkiye’nin farklı yörelerinden gelen doğal ve organik ürünleri bulabilirsiniz.

İstanbul’un en renkli ve nostaljik sokaklarından biri olan Simitçi Tahir Sokak, Kuzguncuk Bostanı’nın hemen üstünde tarihi ahşap evleriyle ünlüdür. Evlerin cumbalı yapıları ve canlı renkleri, fotoğraf tutkunları için vazgeçilmez bir mekân sunar. Sokak, adını burada uzun yıllar simitçilik yapan Tahir Amca’dan alır ve zamanla semtin simgesi hâline gelmiştir. Bu sokak, hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çeker ve Kuzguncuk’un en çok fotoğraflanan noktalarından biridir.

Maşukiye Merdivenleri, semtin en renkli ve fotojenik noktalarından biridir. 102 basamaktan oluşan bu merdivenler, adeta gökyüzüne uzanan bir yol gibi görünür. Merdivenlerin basamakları, farklı renklerde boyanmış olup, çevresindeki taş duvarlar ve cumbalı evlerle birleşerek görsel bir şölen sunar.

İski tarafından 2 yıl önce İski Kültür Evi olarak kullanılan yapı, 1980 li yılların sonuna kadar Üsküdar bölgesine su dağıtımını sağlayan bir terfi merkezi olarak hizmet etmiş bu bina bugün sergi salonu olarak kullanılmaktadır. İçerisi gerçekten çok hoş dekore edilmiş ve ücretsiz İSKİ tarafından arzu edenlere sergi salonu olarak da veriliyor. İçeride kafesi de var. Dışardan adını ilk gördüğümde İSKİ’nin burada niye böyle bir yer açtığını anlamlandıramamıştım ama içerisine girip tarihi terfi hattını görüp böyle bir sosyal sorumluluk projesini de üstlendikleri için İSKİ’ye teşekkürler.

Kuzguncuk’a hafta içi gitmek daha keyifli, çünkü hafta sonları çok kalabalık olabilir.

“Derdini Marko Paşa’ya anlat” deyimi, Türkçede çok bilinen ve halk arasında sıkça kullanılan deyimlerden biridir, bilirsiniz.  Marko Apostolidis Paşa (Markos Apostolidis, 1824 – 1888), Osmanlı döneminde yaşamış, Rum kökenli bir hekim ve devlet adamıdır. Saray hekimliği, Askerî Tıbbiyede hocalık, hatta Seraskerlik gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Hilal-i Ahmar yani Kızılay’ın kurucu üyelerinden biridir. 1870’li yıllarda Osmanlı’da sağlık alanında reformlar yapılırken öne çıkmış. Tanzimat’ın ilerleyen dönemlerinde, II. Abdülhamid döneminde bürokrasiden uzaklaştırılmıştır. Marko Paşa, iyi niyetli ama bir şey çözemeyen, herkesi dinleyen bir devlet adamı olarak halk arasında sembolleşmiş ve onun ismi, “anlatsan da bir şey değişmeyecek” anlamında mecazlaşmıştır.  İşte bizim Marco Paşa’nın mezarı da Bostan’ın üstündeki Rum Mezarlığı’ndadır. Sultan Abdülaziz’in başhekimi olan Marko Paşa’nın köşkü, Kuzguncuk İlköğretim Okulu olarak hizmet vermektedir.

Halk arasında Uğursuz Şato olarak anılan Cemil Molla Köşkü II. Abdülhamid döneminin tanınmış devlet adamı, hukukçu, babası şeyhülislam ve aynı zamanda entelektüel şahsiyetlerinden olan Cemil Molla (1852–1909) 1885’te Kuzguncuk sırtlarında, Boğaz’a nazır göz alıcı Cemil Molla Köşkünü yaptırdı. Bu köşk dönemi için oldukça modern özelliklere sahipti. Kalorifer, elektrik, telefon gibi teknolojiler ilk kez İstanbul’daki özel yapılardan birine girmişti. Mimari olarak Batı tarzı “şato” havasındadır; bu yüzden halk arasında “şato” diye anıldı. Zamanla köşk harap oldu, kullanılmadı, bu da “perili” veya “uğursuz” söylentilerinin doğmasına neden oldu. Boş kalan büyük yapılar, hele ki şato havasındaysa, halkın hayal gücünde hemen “perili” ya da “lanetli” olur. Yarım kalan veya başarısız restorasyon girişimleri, birkaç kez satılmak istendi ama alanlar ya maddi zorluk çekti ya da projeleri yarıda kaldı. Söylentilere göre, restorasyon sırasında gelen işçilerin gece orada kalmak istememesi, gece köşkten ışıklar görüldüğü, garip sesler duyulduğu, Boğaz’dan bakıldığında siluetinin ürkütücü olduğu, köşke giren çocuklar kaybolur tarzı korku hikâyeleri yayıldı. Mesa Holding  bünyesinde boş durmaktadır.

Fethi Paşa Korusu, 19. yüzyılda köşk sahibi olan Fethi Ahmet Paşa’dan adını alır. Osmanlı’da diplomatlık ve nazırlık yapmış, aynı zamanda sanat ve kültürle ilgilenen bir devlet adamıydı. Koru, 1958 yılında varislerinden Avukat Şevket Mocan’ın hisselerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devretmesiyle ilk kez belediyenin mülkiyetine geçmiş; bu nedenle bir süre “Mocan Korusu” olarak da anılmıştır. İBB, korunun diğer hisselerine de istimlak yoluyla sahip olmuş ve korunun büyük bölümü ki yaklaşık 16 hektarlık alan belediye kontrolü altına alınmıştır. Koru, 1960–1980 yılları arasında büyük ölçüde bakımsız kalmış ve doğal örtüyle kaplanarak dolaşılamaz, kullanılmaz hale gelmiştir. 1985–1987 arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu dönemde koruyu aktif olarak iyileştirme çalışmalarına başlamıştır. İBB, 2003 yılında koru içindeki iki tarihi yapıyı restore ederek, bu alanları Sosyal Tesisolarak halka açmıştır. Arazinin bir bölümü zamanla halka açık bir park olarak düzenlenmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmeye başlanmıştır. Çay bahçeleri, kafeterya, çocuk oyun alanı bulunur. Yürüyüş, koşu, piknik, fotoğraf çekimi için uygundur.

Deniz Eczanesi, Kuzguncuğun değişmeden kalan en eski mekanlarından bir tanesidir. 1969 yılında Karadeniz eczanesi olarak kuruluyor. 1977’de eczanesi olarak ismi değişiyor ve bugün geçen yıl devralan üçüncü eczacıyla yoluna devam ediyor.

Kuzguncuk’ta kediler, “sokak hayvanı” değil, “mahalle sakini” olarak görülüyor. İnsanlar onları tanıyor, isim takıyor, hatta kedilerin günlük rutinlerini takip ediyor. Mahalleli kedilere bakma, onları besleme ve koruma konusunda çok duyarlı. Esnafın dükkân önlerinde, cam kenarlarında veya kahve masalarının altında bir kediye rastlamak neredeyse garanti.
Kuzguncuk Bostanı çevresinde ve ara sokaklarda gönüllüler tarafından yapılan küçük kedi kulübeleri var. Mahalledeki kafeler, özellikle kışın kedilerin içeri girip uyumasına izin veriyor.

Mahallede çekilen diziler ve filmlerde de kediler adeta “fon” değil, başrol gibi yer alıyor. Birçok fotoğrafçı ve ressam, Kuzguncuk kedilerini Boğaz manzarası ve ahşap evlerle birlikte ölümsüzleştirdi.

Son zamanlarda yabancı basında özellikle İstanbul için kedilerin çok olduğu yönünde sürekli haber yapılıyor. “Kedili şehir İstanbul” diye anılmaya başladık. Öyle ki magnetlerimiz de hediyelik eşyalarımız da sıkça kedi figürü kullanılır olmaya başladı. Bu kadar yoğun kedi olan şehrin kediler için başkenti Kuzguncuk dersek de yanlış olmaz.

Kuzguncuk’ta nerede ne yemeli?

Kuzguncuk, sadece tarihi dokusuyla değil, lezzet duraklarıyla da öne çıkan bir semttir. Hem geleneksel hem modern mutfaklar bir arada bulunur: nefis kahvaltılar, ev yemekleri, meşhur fırınlar, balıkçılar, vegan alternatifler ve nostaljik tatlıcılar…

Kuzguncuk’ta “yemek de bir ritüeldir.”

Çınaraltı Cafe & Kahvaltı: Boğaz’a yakın, tarihi çınarın altındadır. Serpme kahvaltısı meşhur, fiyat/performans dengeli. Pazar sabahları erken gitmek gerek, kalabalık oluyor. Bu kafe, ünlü Türk şairi Can Yücel’in sıkça ziyaret ettiği ve zaman zaman şiirlerini yazdığı bir yer olarak bilinir. Can Yücel’in bu mekânda geçirdiği zaman, kafenin halk arasında “Can Yücel Kahvesi” olarak anılmasına neden olmuştur.

Balık ve Deniz Ürünleri:

* İsmet Baba Restaurant: 1950’lerden beri hizmet veren mekanı 3. Kuşak yönetiyor. 140 kişilik boğaz manzaralı restorant lüfer, kalkan gibi klasik Boğaz balıkları ve mezeleriyle tanınır.

Kahve & Tatlı Durakları

* Aziz Bey Çikolatacısı: Belçika çikolataları, ev yapımı, çikolata, çilek ve muzla hazırlanan özel tatlıları ile 10 yıldır Kuzguncuk’ta hizmet veriyor. Çikolata severler için küçük ama özel bir dükkân.
* Vanilin Chocolate: 8 yıldır Kuzguncuk’ta bulunan mekanda meyve dolgulu, çocuklara çizgi karakterli, trüf ve Draje çikolataları el yapımıdır. Kalıp halinde gelen calebaut çikolatalar kendi mutfaklarında eriterek şekillendiriliyor. Çikolatalı kolonyaları bile var.
* Tarihi Kuzguncuk Fırını: 1929 yılında hizmet vermeye başlamış olup, 20. yüzyılın başlarından itibaren Kuzguncuk’un mahalle kültüründe köklü bir yere sahiptir. Kültürel Envanter kapsamında “Living Cultural Heritage” temasıyla belgelenmiş olan bu yapı, Cumhuriyet döneminin bir mirası olarak korunmaktadır.  Fırın, geleneksel yöntemlerle unsuz, yağsız ve şekersiz ürünler üretmeyi amaçlayan dört kuşaktır devam eden bir işletmedir.
* Mavi Kafe: 2022 yılında açılan kitaplarıyla ve keyifli mekanıyla renkli evleri ve merdivenlerin yanındaki kafede tatlı ve içecek molası verebilirsiniz.

* Name Kuzguncuk Kafe: yaklaşık 150 yıllık ahşap tarihi bir binada iki yıldır kafe olarak hizmet veriliyor. Saat 17:00’ye kadar kahvaltı da alınabilen mekan aynı zamanda vintage tarzı döşenmiş ve butik olarak da hizmet vermektedir. Üryanizade Sokak’ta bulunuyor aynı zamanda burası Perihan Abla dizisinin çekildiği sokak.
* Dilim Pastanesi: Kuzguncuk’un ruhunu taşıyan en eski ve en sevilen mekânlardan biridir. Adeta bir mahalle geleneği hâline gelmiş bu pastane, hem tatlıları hem de samimi atmosferiyle Kuzguncuk’a yolu düşenlerin uğramadan geçmediği duraklardandır. 1977’lerden beri faaliyette olan 3 erkek kardeş tarafından kurulmuş bir aile işletmesi olarak, geleneksel tariflerle üretim yapılır. Günümüzde Hüsnü Bey çocuklarıyla işletiyor. Mozaik pasta, kremalı milföy, muzlu dilim pastası, çikolatalı yaş pastası ve vişneli tartı meşhurdur. Masa örtüleri, hala kullanılan eski dondurma makinası, buzdolabı, kasadaki tartı… Hepsi nostalji yüklüdür. Üst katta kışın faaliyet gösteren kafeleri yazın da 6 masa ile hizmet veriyor.

Vegan / Sağlıklı Alternatifler

Üç eski Kuzguncuklu kadının açmış olduğu çok özel sağlıklı keyifli hem sohbetleri ile hem lezzetleri ile sizleri bağımlı yapacak bu üç mekanı mutlaka deneyin.

* Galette Kuzguncuk: 2016’da pasta şefi bir hanımefendi tarafından açılan mekanda vegan, glutensiz ürünler, tartine ekmek üstü lezzetleri, kahvaltı, omlet tost glutensiz kiş gibi sağlıklı ürünler bulabilirsiniz. Mekanın sahibesi Gamze hanım dört kuşaktır Kuzguncuk’ta esnaflık yapan bir aileden geliyor.
* Pita Kuzguncuk: 2008’de kurulup 2 kız kardeş tarafından işletilen mekan mahallenin en eskilerindendir. Yeni dekorasyonuyla kahvaltı, tatlı, çay ve kahve bulabileceğiniz mekan hem mahalle dokusunu koruyarak mahalleliye hizmet ederken hem de sağlıklı ve doğal beslenmek isteyen yabancı misafirleri mutlu ediyor. Mutfakta hiçbir hazır ürüne yer verilmiyor. Kremalardan soslara kadar her şey mutfakta kendileri tarafından hazırlanıyor. Pitalar, sebzeli kişler ve özel poğaçalar, bezeli pasta, vişneli muz kek, tarihi reçeteli elmalı kurabiye spesiyalleri. Menülerinde ve servislerinde buraya gelen çocukların yaptıkları resimleri kullanan mekanda Kuzguncuklu sanatçılara destek olmak için onların yaptığı eserleri duvarlarında bir ay boyunca sergileyip satılırsa tüm ücretini sanatçıya takdim ediyorlar.
* Pulat Çiftliği: 2017 yılında Kuzguncuk’ta açılan mekanın çiftliği Silivri’de. 40 dönüm bir arazide Zeynep hanımın babası tarafından kurulmuş bir çiftlik. Önceleri sadece çiftlikte üretilen ürünlerin satıldığı mekan daha sonra kahvaltı servisi yapmaya başlıyor ancak günümüzde dünya mutfağından akşam yemekleri de beğeni kazanıyor. Arzu eden misafirler gün boyu kahvaltı alabiliyorlar. Babamın köftesi ve piyazı, elmalı Şükrü tatlısı, Zeynep’in kahvaltı tabagi sağlık beslenmek isteyenler için özellikle tavsiye edilir.

Et Restoranı

Dafni Ateşbaşı: Türkiye’nin ilk kadın ocakbaşı şefi olan 33 yaşındaki Yaren Çarpar tarafından kurulmuş Boğaz’a bakan bir yamaçta nezih bir teras ve açık mutfak atmosferiyle keyifli bir deneyim sunan ocakbaşı restoranıdır. Kurucusu ve şefi Yaren Çarpar, Hataylı anneannesinden aldığı tariflerle şekillenen geleneksel mutfağı, modern sunumlar ve özgün ocakbaşı konseptiyle harmanladığı bir işletme kurdu. Belki bilirsiniz 32 sene önce Nakkaştepe’de kurulmuş olan bridge restoran vardır. Dafne Ateşbaşı yıllardır bildiğimiz güvendiğimiz Bridge çatısı altında yer almaktadır. Kadın emeği odağında, ocakbaşı kültürüne kadın bakışı getiren nadir mekanlardan biri. Bir ocak başında olmadığı kadar çok mezenin yer aldığı mekanda dönem dönem mezeler değişiklik gösterebiliyor. yine çok çeşitli ara sıcakları mevcut ve bir taş fırınları var bu taş fırınlarında soğuk fermentasyonla hamurlardan farklı lezzetler sunuluyor. 8 metre ocak olan mekanda hem et hem balık hem sebzeler ayrı ayrı hazırlanabiliyor. Dolayısıyla bir Vegan da buraya geldiği zaman çok keyifli bir akşam yemeği yiyebiliyor. Hatay ile olan şefmizin elbette tatlıları da Hatay ve Çukurova Bölgesi’nin özel lezzetlerinden oluşuyor.

Metet Közde Döner: 1920 lerde yapılan bina 1980’de restore edilir. Tuhafiye bakkal manav sonrası 2010’da restoran olarak hizmet vermeye başlıyor. Yaklaşık iki ay sonra yeni binasında hizmet vermeye başlayacak olan Metet yaklaşık 500 kişiye hizmet verebilecek büyük bir restoranla semte yeni bir ivme katacak. Türk piyasasında bir Ankara döneri bir de Karadeniz döneri olmak üzere iki tür döner vardır. Biri yağlı diğeri kurudur. Metet döner orta yağlılıkta bir dönerle Türk halkının damak zevkine hitap eden en iyi döneri yapar.

Kuzguncuk Burger Cafe: 2018’de Serkan Bey tarafından açılan mekanda her çeşit burger yanında makarnalar, salata ve ızgara çeşitleri bulunuyor. Hulk burger, obur şirin burger öne çıkıyor. 70 kişilik mekanıyla Kuzguncuk standardında büyük bir yer. Yakında glutensiz ekmekli fındıklı burger de çıkaracaklar. Frozen, soğuk kahve, milkshake de bulunuyor.

Serinlik için Dondurma isteyenler 1991 de Çengelköy’de başlayan işletme dört yıldır Kuzguncuk’ta bulunan Bu&Bu Dondurma, eski dondurma makinasında jersey sütünden yapılan doğal dondurma ile Dilim Pastanesi ve keçi sütü ilaveli doğal katkısız dondurma sunan Tarihi Kuzguncuk Fırını’nı deneyebilirler.

Kuzguncuk’a geldim ne alsam diyorsanız Eleos Rum Ortadoks Kilisesi’nin karşısında tuğlaları Fransa’dan gelerek yapılmış eski bir rum evi bugün bir aile işletmecisi olan Mona Art Galery’ye göz atabilirsiniz. Üst katta sanatçılara sergileri de oluyor.

Homemade Aroma Terapi: aslı Bilgin tarafından 13 yıl önce kurulan işletme 5 sene önce İcadiye Caddesine taşındı. Tamamen doğal içerikli uçucu yağlardan oluşan dört yüze yakın ürün çeşidi ile doğal kozmetik ürünleri yapılıyor. daha çok sağlığına özen gösteren vücuduna sentetik ve kimyasal madde girmesini istemeyenler tarafından son zamanlarda çok tercih edilen bu ürünleri Kuzguncuk’a gelmişken sizler de alabilirsiniz.

Refika’nın Mutfağı’nın kurucusu, yemek kitabı ve gazete yazarı, TV programcısı olarak tanıdığımız Refika’nın Refika’dan adlı dükkanı yemek yapmayı sevenler için pratik uzun ömürlü ürünler, saklama ve düzenleme seçenekleri ile özel tasarım ürünler bulabilirsiniz. Dükkanın karşısındaki beş katlı ahşap binada da “Refika’nın mutfağı”çekiliyor.

Geçmiş estetiğini modern tekniklerle harmanlayarak, her biri benzersiz olan takılar üreten Nilgün Berber Takı Tasarımcısı özellikle saf gümüş ve 24 karat ince altın telleri birleştirerek; yarı değerli taşlarla süslü kolyeler ve takılar tasarlar. Bu zarif işçilik, takıların sofistike ve hassas durmasını sağlar. Ayrıca küpe ve yüzük gibi diğer ürün kategorileri de mevcuttur; genel tasarım dili son derece feminen ve günlük hayatta rahat kullanılabilir niteliktedir. Tasarımlar kişiye özel üretim şeklinde ve sınırlı sayıdadır.

İstanbul’un tarihi ve çok kültürlü semti Kuzguncuk, yalnızca mimarisi ve huzurlu atmosferiyle değil; edebiyatçıları, sanatçıları ve başka ünlü isimleri de ağırlamış olmasıyla da zengindir. Can Yücel, Nazım Hikmet, Oktay Rıfat ve Rıfat Ilgaz şiirleri için ilham alırken Hülya Koçyiğit ve Füsun Onur’un doğup Sevim Burak büyüdüğü ve Ali Fuat Cebesoy ile ailenin ve Mehmet Ali Aybar’ın bir süre yaşadığı yer olarak Kuzguncuk bilinmektedir.

Tarihçi ve seyyah Evliya Çelebi’nin Fatih döneminde Kuzguncuk’ta yaşadığı bilinir. Seyahatnâme adlı eserinde Kuzguncuk hakkında: “Fatih devrinde Kuzgun Baba oturduğu için ismine Kuzguncuk derler.” diye yazmıştır.

Kuzguncuk, her köşesi ayrı bir hikâye anlatan, İstanbul’un ruhunu taşıyan nadir semtlerden biridir. Özellikle son yıllarda Kuzguncuk çok popüler bir yerleşim oldu. Biz turist rehberleri ülkemizi görmeye gelen yabancıları keyifle götürüp gururla gezdiriyoruz. Sadece yabancılarda değil yerli turistler hatta İstanbullular bile semti gezmeye gidiyorlar. Ancak bir de Kuzguncuk’ta yaşayan ve bu gelişmelerden rahatsız olan bir kesimin olduğunu da unutmamak lazım. Onlara göre artık Kuzguncuk yaşanabilir bir yer olmaktan çıktı. Gece gürültüden uyuyamaz, kafelerin kaldırımı işgal etmesinden kaldırımda yürüyemez, araçlarına park yeri bulamama endişesi ile araçlarını kullanamaz özellikle haftasonları dışarı çıkamaz olduklarından şikayetçiler.

İstanbul Boğazı 19. yüzyılın başına kadar balıkçı köylerinden oluşuyordu ve her bir köyün merkezine kitabeli bir çeşme bir çınar ağacı ve bir cami yapılmıştı. İşte Kuzguncuk’taki Çınaraltı‘na adını veren Çınar’ın sol tarafındaki Çeşme’nin hali içimi sızlattı. Önüne koydukları korumanın camı tuzla buz olmuş. Çeşmenin kurnası yosun bağlamış. Mermerler de pislikten kararmış. Ne belediye ne mahalleli ne de oraya ziyarete gelenler çeşmenin temizliği ile hiç ilgilenmemiş.

Her sokağında ayrı bir hikâye, her taşında eski bir zamanın izi var. Burada hayat hızlı akmıyor; insanlar birbirine bakıyor, selam veriyor, ağaçlar daima konuşuyor. Belki sadece bir semt değil burası, belki de İstanbul’un hâlâ unutmadığı vicdanı, yitirmediği hafızası. Simidin sıcağında, çayın buğusunda, bir kediyle paylaştığınız gölgede gizli bu huzur. Kuzguncuk’tan ayrılırken geride bir şey bırakmıyorsunuz; tam tersine, orada bir parçanızı bırakıp dönüyorsunuz. Ve bilirsiniz ki bir gün yeniden gelmek şart, çünkü bazı yerler sadece gezilmez, yaşanır.