Turizm fuarları… Bir dönem sektör profesyonellerinin takvimlerini aylar öncesinden kilitleyen, destinasyonların vitrine çıktığı, hava yolu şirketlerinin yeni hatlarını duyurduğu, tur operatörlerinin kontrat masalarında sabahladığı dev buluşma alanlarıydı. Bugün hâlâ öyle mi; yoksa fuar koridorlarında dolaşan tekerlekli valizler, dağıtılan narenciye kasaları ve kokteyl kalabalıkları bize başka bir hikâye mi anlatıyor?
Türkiye’de turizm fuarlarının geçirdiği dönüşüm, aslında sektörün son 20 yıldaki yapısal değişiminin de aynası niteliğinde.
2000’li yılların başında turizm fuarları, doğrudan ticari sonuç üreten organizasyonlardı. Oteller yıllık anlaşmalarını burada yapar, charter hatları fuarlarda şekillenir, destinasyonlar operatörlerle ilk temasını stant masalarında kurardı. Kartvizitler, kontratların önsözüydü.
Geçen zaman ve yıllar içerisinde fuarlar yalnızca satış değil, aynı zamanda marka anlatısı alanına dönüştü. Dev stand tasarımları, sahne şovları, gastronomi sunumları, folklor gösterileri… Destinasyonlar artık yalnızca anlatmıyor, deneyimletmeye çalışıyordu.
Son dönemde ise turizm fuarlarındaki deneyim alanlarının yönü değişmeye başladı. Deneyim, turizm profesyonellerinden çok son tüketiciye odaklandı.
TTI İZMİR VE EMITT: İKİ FUAR İKİ FARKLI RUH HALİ
Geçtiğimiz yıl sonunda düzenlenen TTI İzmir ile bu yılın başında ziyaret ettiğim EMITT, Türkiye’de fuarların geldiği noktayı kıyaslamak adına önemli iki örnek sundu.
TTI İzmir’de daha niş, daha bölgesel ama daha hedefli bir ziyaretçi profili dikkat çekiyordu. Stant görevlileriyle uzun soluklu görüşmeler yapmak, destinasyon temsilcileriyle projeleri detaylandırmak mümkündü. Koridorlarda promosyon torbalarından çok randevu dosyaları taşınıyordu.
EMITT ise ölçeği ve uluslararası katılımıyla hâlâ Türkiye’nin en büyük turizm vitrini konumunda. Ancak fuarın özellikle halka açık günlerinde koridorların ruh hali belirgin biçimde değişiyor. Profesyonel temas alanı ile tüketici kalabalığı iç içe geçiyor.
Bazı stantlarda temsilciye ulaşmak, limon, ceviz, dondurma gibi yöresel ürünlerin dağıtım kuyruğunu aşmayı gerektirebiliyor.
KOKTEYL FARELERİ ÇAĞI
Fuarların dönüşümünde bir diğer sosyolojik kırılma noktası da ‘kokteyl kültürü.’ Açılış davetleri, destinasyon akşamları, ülke lansmanları… Elbette turizmin sosyal doğasının parçası. Ancak son yıllarda bu alanlarda görünür olma çabası, profesyonel temasın önüne geçebiliyor.
Bazı katılımcılar için fuar programı stant sunumlarından değil, kokteyl menülerinden okunuyor. Networking hâlâ var ama neyi ne kadar anlatmayı başardığınız, bu görüşmelerin pozitife dönüşü olup olmaması gibi faktörleri dikkatle incelemek gerekiyor.
Turizm fuarlarında belki de dönüşümün en görünür sembolü kabin boy tekerlekli valizler. Bir zamanlar turizm profesyonellerinin laptop çantalarıyla dolaştığı fuar koridorlarında bugün tekerlekli valiz trafiği var. Amaç broşür toplamak değil, promosyon depolamak.
Elma, limon, portakal, ceviz, leblebi, dondurma… Yöresel ürün dağıtımı destinasyon tanıtımının renkli bir parçası olabilir. Ancak dağıtımın tanıtımın önüne geçtiği an, fuar panayırlaşmaya başlıyor.
Tonlarca katalog, binlerce broşür… Büyük bölümü okunmadan çöpe gidiyor. Sektör bir yandan sürdürülebilirliği konuşurken komik kaçıyor işin doğrusu.
Dijitalleşme, maliyet baskısı, tanıtım bütçelerinin dijitale kayması ve son tüketici etkisi fuarların yapısını değiştirdi. Turizm fuarları hâlâ sektörün en güçlü buluşma zeminlerinden biri olma potansiyelini taşıyor. Ancak bu potansiyelin, son tüketici gölgesinde sınırlı kalması, harcanan bütçenin eşe dosta gittiği, amacı dışında kullanıldığı izlenimi yaratıyor.
