9 Temmuz 1982, Cuma günü saat 16:09. New Orleans Uluslararası Havalimanı’ndan kalkan Pan Am’e ait 759 sefer sayılı Boeing 727, pistten ayrıldıktan sadece dakikalar sonra, Louisiana’nın Kenner kasabasında yerleşim bölgesinin tam ortasına düştü. Uçaktaki 145 kişinin tamamı ve evlerdeki sekiz kişi hayatını kaybetti. Facia, o dönem ABD tarihinin ikinci en ölümcül ticari havacılık kazası olarak kayıtlara geçti.
Uyarı Verildi Ama Kimse Tam Olarak Anlamadı
Kazanın en çarpıcı yanı, pilotların tehlikeden habersiz olmamasıydı. Uçak “Clipper Defiance” adını taşıyan 14 yaşındaki bir Boeing 727’ydi ve kaptan 45 yaşındaki Kenneth McCullers yönetimindeydi. Taksi sırasında kule, rüzgarın dakikalar içinde saatte 8 knot’tan 23 knot’a fırladığını ve havalimanının tüm kadranlarında düşük seviye rüzgar kesmesi alarmı verildiğini pilotlara defalarca bildirmişti. Kalkıştan sadece saniyeler önce bile inen başka bir uçağın 100 fit yükseklikte 10 knot’luk bir rüzgar kesmesiyle karşılaştığı uyarısı kokpite ulaşmıştı.

Ancak o dönem “microburst” olarak bilinen ani ve şiddetli alçalan hava akımı fenomeni, havacılık camiasında henüz yeterince tanınmıyordu. Kaptan McCullers ve ekibi pistte daha uzun süre kalarak hız kazanmayı ve klima sistemlerini kapatıp motor gücünü artırmayı tercih etti. Kalkıştan sonra uçak yaklaşık 100-150 fit yüksekliğe ulaştı, ardından aniden alçalmaya başladı; ağaçlara çarparak Kenner’daki bir mahalleye düştü ve infilak etti.
Kader Kararı: Son Anda Rota Değiştirildi
Kazanın ardından ortaya çıkan detaylardan biri, ekibin çarpışma anına kadar müthiş bir sakinlik göstermiş olmasıydı. Kaptan McCuller ile birinci pilot Donald Pierce’in son anda aldığı manevra kararı, uçağın doğrudan yoğun nüfuslu Morningside Park mahallesine düşmesini engelledi; bu sayede kalabalık bir bölgenin tamamen yok olması önlendi. Yine de uçak, pistin bitişinden 5 bin fitten kısa bir mesafede dört blokluk bir alanda altı evi tamamen yıktı, beş evi de ağır hasara uğrattı.

Bozuk Bir Dedektör İki Yıla Yakın İhmal Edilmiş
Soruşturma sürecinde ortaya çıkan en rahatsız edici detaylardan biri, havalimanındaki rüzgar kesmesi dedektörlerinden birinin aylardır arızalı olmasıydı. Cihaz, avcılar tarafından ateşlenen silahlarla hasar görmüş, onarılmış, ardından yine vurulmuştu. Yetkililer sonunda tamir etmekten vazgeçmişti. Bu arıza, kazadan bir yıl sekiz ay önce, 29 Ekim 1980’de resmi olarak bildirilmesine rağmen giderilmemişti.
Pan Am ve Federal Hükümet Suçu Kabul Etti
Kazanın ardından açılan davalarda talep edilen tazminat tutarı 3 milyar doları aştı. Pan Am American Airways ve federal hükümet 13 Mayıs 1983’te New Orleans’ta yapılan bir duruşmada sorumluluğu kabul ederek kurbanların ailelerine bir tazminat teklifinde bulundu.

Havacılık Tarihinde Dönüm Noktası
Pan Am 759 faciası, üç yıl sonra benzer koşullarda yaşanan Delta Air Lines 191 kazasıyla birlikte, havacılık güvenliğinde köklü bir değişimin fitilini ateşledi. Bu iki kaza, Federal Havacılık İdaresi’nin 1993 yılına dek ABD’deki tüm havalimanlarında ve uçaklarda rüzgar kesmesi tespit sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi kararını doğrudan tetikledi. Bugün ticari uçaklarda standart olarak bulunan gelişmiş Doppler radar tabanlı rüzgar kesmesi uyarı sistemleri, büyük ölçüde bu facianın mirası üzerine inşa edildi.
Kenner’da kaza yerinden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Our Lady od Perpetual Help Kilisesi’nde kurbanlar için bir anıt bulunuyor.

O dönem dünyanın en büyük uluslararası havayolu şirketi olan Pan American World Airways ise 1991’de iflasını açıklayarak faaliyetlerine son verdi.

